<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304</id><updated>2012-01-22T19:08:50.405+03:00</updated><category term='sinema sanatı'/><category term='musica'/><category term='Film Socialisme'/><category term='köprüdekiler'/><category term='Un Prophete'/><category term='Halil Altındere'/><category term='sevim burak'/><category term='tag'/><category term='yaratıcı yazarlık'/><category term='sanat komplosu'/><category term='fluxus'/><category term='cer modern'/><category term='russian ark'/><category term='sergi'/><category term='Paul Auster'/><category term='estetik'/><category term='ses enstelasyonu'/><category term='görünmeyen'/><category term='öteki'/><category term='ranciere'/><category term='göçmenler'/><category term='Jacques Audiard'/><category term='lipdub'/><category term='Godard'/><category term='estetik bilinçdışı'/><category term='özdemir asaf'/><category term='baudrillard'/><title type='text'>Öyle veya Böyle</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>224</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6403026918338025030</id><published>2012-01-22T19:05:00.002+03:00</published><updated>2012-01-22T19:08:50.411+03:00</updated><title type='text'>Agos'un önü</title><content type='html'>Karin Karakaşlı'nın konuşmasının tam metni:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Ocak bir anma günü değil. Hiçbir zaman da olmadı. Zaten bu topraklarda ayrı ayrı yaşatılmış ne kadar acı varsa, hiçbirinin anma günü olmadı. Herkes acısının yaşatıldığı o tarih geldiğinde, kendince, bir başına kahroldu.&lt;br /&gt;Sonra 23 Ocak günü geldi. Bundan beş yıl önceydi. ‘Türklüğü tahkir ve tezyif’ten mahkûm edilen, Türk düşmanı ilan edilen bir Ermeni gazetecinin cenazesi hepimizi buluşturdu. Çünkü Hrant Dink bu ülkenin bütün acılarının dermanına talipti. Onu güpegündüz, şimdi durduğumuz bu kalabalık Halaskargazi Caddesi üzerinde sırtından vurdular. Hepimizi de o cinayete görgü tanığı kıldılar.&lt;br /&gt;O cenaze gününde 1915′i, Dersim’i, Maraş’ı, Çorum’u, tekmil faili meçhulleri, ihtilalleri, olağanüstü halleri, bitmek bilmez darbe girişimlerini buluşturduk. Kompartıman usulü ayrı ayrı yaşamamız buyrulmuş ne varsa, bir kıldık. Büyük oyunu onun birleştirici ruhuyla bozduk.&lt;br /&gt;Onu bir kez de öldürmediler sevgili canlar. Önce Sabiha Gökçen haberi üzerine Genelkurmay’ın bildirisiyle öldürdüler. İstanbul valiliğinde MİT mensuplarınca tehdit edilirken öldürdüler. Hrant Dink’i, barış yolunu gösteren yazılarından cımbızladıkları, cümlelerle Türk düşmanı” ilan ederek öldürdüler. Her yazıya, her söyleşiye nefes tüketir, kendini izaha mecbur hissederken öldürdüler. Agos’un önünde “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir” diye bağırırlarken öldürdüler. Mahkemeden mahkemeye koşturtur, bilirkişi raporuna rağmen ısrarla mahkûm ederken ve o mahkûmiyeti onaylamakta beis görmezken öldürdüler. Kendisi yetmezmiş gibi oğlunu ölümle tehdit ederken ve kimbilir daha ona, bizlere hiç söylemediği neler neler yaşatırken öldürdüler.&lt;br /&gt;Gerisi de çorap söküğü gibi geldi. Silinen telefon görüşmeleri, karartılan deliller, gizlenen bilgiler, imha edilen raporlar, başlatılmayan ya da kapatılan soruşturmalar, zamanaşımından aklanan istihbarat memurları birbirini izledi.&lt;br /&gt;Başta Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz olmak üzere Ergenekon sanığı pekçok ismin daha Hrant Dink sağken, mengeneye dönüşen yargı süreci ve linç kampanyalarını hazırladıkları biliniyordu. Derken Kafes eylem planı da ortaya çıktı. Gel gör ki, bu davanın Ergenekon ile bağlantısı bir türlü kurulamadı.&lt;br /&gt;Dört yanımızdan yalanlarla sardılar sarmaladılar bizi. Tam beş yıldır böyle bu. En sonunda iki kişi verdiler elimize. Bununla yetinin dediler. Yeter de artar hepinize.&lt;br /&gt;Ortada zaten silahlı terör örgütü olmadığına göre onun yöneticisi ve üyeleri de yok. Ve beraat eden Erhan Tuncel’in hemen o akşam tahliyesi öyle büyük bir aciliyet ki, telaşta bir sanıkla ilgili hüküm kurmayı unutmuşlar. Tuncel şimdi ilim irfana adanmak üzere taze bir üniversite adayı. Böyle gözümüze baka baka, yangından mal kaçırır gibi verdiler bu kararı. Müdanaasızlığı da onun arkasındaki devasa korkuyu da gördük. Devlet çıplak dedik. Devlet çıplak.&lt;br /&gt;İyelik eki kolay kullanılmıyor. Burası benim ülkem de bu devlete benim devletim diyebilir miyim? Cumhurbaşkanım, Başbakanım, Bakanlarım, Hükümetim, Muhalefetim, Meclisim… Böyle diyebilmek için tek bir seçeneğim var. Bu kepazeliğe bir son verin artık. Yargıtay, cinayete giden süreçteki rolüne inat, bir kez de adalet adına temyiz mekânı olsun. Bunları yapmak borçtur, yükümlülüktür, şarttır. Çünkü bize yaşatılan ‘ayıptır, zulümdür, günahtır.’&lt;br /&gt;Hrant Dink’i hepimiz kaybettik ama biz Ermeniler için onun kaybı takdir edersiniz ki başka bir yoksunluk. 1915′te Anadolu’da kafilelerce insan aç-susuz çölün ortasına sürülmeden önce bir Nisan günüyle 250′ye yakın Ermeni aydın Haydarpaşa Garı’ndan trenlere konup Ayaş’a sürgüne gitti. İçlerinden sadece birkaçı geri dönebildi.&lt;br /&gt;Anlayacağınız önce sesimizi aldılar elimizden. Bu insanlar Osmanlı Meclisinde mebustu, yazardı, gazeteciydi, çevirmendi, doktordu, avukattı. Ermeni halkına hizmet kadar Osmanlılığa inanır, Meşrutiyet sonrası bayram geleceğini sanırdı. Öyle olmadı. Bugün burada içlerinden birkaçının adını anacağım. İsmi çağrılan duyar, gelir, ‘Burada’ der: Rupen Sevag, Siamanto, Taniel Varujan, Diran Kelekyan, Yerukhan, Rupen Zartaryan, Hampartsum Boyacıyan, Sımpad Pürad, Khyan Parsekhyan, Krikor Zohrab… Hrant Dink bu aydınların son halkasıdır. O yüzden de 2007, 1915′e geri ışınladı hepimizi. Demek hâlâ hakkıyla Ermeni ve bir o kadar da yurtsever olan bir insanı öldürmek bu kadar kolaydı. Bu kadar mübahtı&lt;br /&gt;Tarihi inkâr ede ede geldik bu noktaya dayandık. Şu kaldırıma dikilen taş, Hrant Dink kadar diğer bütün susturulmuş aydınların ve isimsiz mezarsız kurbanların da simgesi olsun.&lt;br /&gt;Bu son kararla birlikte şimdi bir kez daha 19 Ocak 2007 cinayet günündeyiz. Hrant Dink operasyonlarla daraldığımız, komplolarla bunaldığımız bugünlerde özellikle yanyana görmek isterdi hepimizi. Anlaşılan o ki koca bir devlet böyle bir Ermeni vatandaşının yaşamıyla da ölümüyle de ne yapacağını bilemedi. Şimdi biz ona öğreteceğiz hep birlikte demek ki.&lt;br /&gt;Dosya kapandı diyorlar bize. Kapandı mı bu dosya? Hrant Dink dosya değil ki kapatasın, o bir yara… Artık köprüden önceki son çıkıştayız. Oradan hakkıyla geçmeden tamamlanacak ödeşme, kurulacak düş, inanılacak adalet, yaşanacak memleket yok. Öbür türlüsü sadece yalan olur ve bir gün başımıza yıkılır. Altında kalırız hep birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O yüzden gün, sadece söz söylemek değil söz vermek zamanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz verelim mi birbirimize? Bu dava daha bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz verelim mi birbirimize? İnsanlık daha ölmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz verelim mi birbirimize? Devlet daha hesabını vermedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözümüz söz olsun. Bu adaletsizlikle yaşamak hepimize haramdır. Aksi için uğraşan hepimize helal olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6403026918338025030?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6403026918338025030/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6403026918338025030' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6403026918338025030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6403026918338025030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2012/01/agosun-onu.html' title='Agos&apos;un önü'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5700982227699735340</id><published>2011-11-13T01:17:00.004+03:00</published><updated>2011-11-13T01:44:31.264+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ranciere'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='estetik bilinçdışı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='estetik'/><title type='text'>Ranciere'e göre estetik</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-LiVDaMzrlDI/Tr70pV4xZ8I/AAAAAAAAAL4/ArmGPNWJ7nE/s1600/first.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 186px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LiVDaMzrlDI/Tr70pV4xZ8I/AAAAAAAAAL4/ArmGPNWJ7nE/s320/first.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5674241571620480962" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ranciere'in, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Estetik Bilinçdışı&lt;/span&gt;'nda (2006) yaptığı tanımıyla estetik "sanatı ikame eden bir disiplin ya da bilime [değil], kendini sanatsal seçimlere açan ve bunların neden düşünsel seçimler olduğunu ifade etmeye ifade etmeye özen gösteren bir düşünce tarzına işaret eder"(sf.9). Estetik, sanatsal düşüncenin tarihsel rejimidir. Daha da açmak gerekirse estetik devrim olarak nitelendirilen şey, "görünebilirlik ve söylenebilirlik, bilme ve eylem, etkinlik ve edilgenlik arasında düzenlenemez bir ilişkiler bütünlüğünün ortadan kaldırılması"dır (sf.21).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5700982227699735340?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5700982227699735340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5700982227699735340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5700982227699735340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5700982227699735340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/11/rancieree-gore-estetik.html' title='Ranciere&apos;e göre estetik'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LiVDaMzrlDI/Tr70pV4xZ8I/AAAAAAAAAL4/ArmGPNWJ7nE/s72-c/first.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8554013950422748716</id><published>2011-11-11T15:14:00.001+03:00</published><updated>2011-11-11T15:37:13.001+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat komplosu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='estetik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema sanatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baudrillard'/><title type='text'>sinema ve estetik: yanılsamanın gerekliliği</title><content type='html'>Baudrillard'ın &lt;i&gt;Sanat Komplosu&lt;/i&gt; (2010) kitabında sinema üzerine söylediklerini elzem buluyorum. Zira, Baudrillard'a göre sinema teknolojik gelişimi boyunca yanılsamasını kaybetmiş durumda. Yanılsama ile illüzyondan öte, daha çok, imgelemden bahsediyor Baudrillard ve teknik gelişimin neden olduğu sinematografik kusursuzlaşmanın, filmlerde ne bir boşluğun, ne bir aralığın veya eksiltmenin oluşumuna neden olduğunu ileri sürüyor (ki bu eksiltme ve boşluk sinemayı aynı zamanda sanat yapan öğelerdir bana kalırsa). Hipergerçekçilik (örneğin yüksek çözünürlük), dolayısıyla, imgenin de kusursuzlaşmasına ve imge olmaktan çıkmasına neden oluyor. Yanılsama gücü o kadar da kayboluyor.     Bugün artık üç veya dört bıyutuyla imgenin kendisine değil, pornografisine maruz bırakılıyoruz. Sinematografik gerçeğe ne kadar gerçeklik, yani boyut ekleyerek; başka deyişle (&lt;i&gt;i.e.&lt;/i&gt;,)sanal gerçeklik yaratarak ve dijitalleştirerek,  yanılsamayı da o ölçüde kaybediyor ve sinemanın estetik değerinden uzaklaşıyoruz.İmge, Baudrillar'a göre, "dünyanın iki boyuta salınmasıdır" (s. 30) ve üç boyutlu var olan dünyanın iki boyuta indirgenmesidir. Yanılsama indirgemedir kısacası. Sanal görüntü, imaj, ise boyut sayısını artırmaktır, "üç boyutlu gerçekçi bir imgeyi yeniden yaratarak bu yanılsamayı yok eder" (s. 30), onu hipergerçekçi kılmaya çalışır. Ne var ki, sanallık, imgenin asla yerini tutamaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8554013950422748716?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8554013950422748716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8554013950422748716' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8554013950422748716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8554013950422748716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/11/sinema-ve-estetik-yanlsamann.html' title='sinema ve estetik: yanılsamanın gerekliliği'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-876712429287153354</id><published>2011-11-03T22:47:00.003+03:00</published><updated>2011-11-03T22:49:23.252+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Halil Altındere'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tag'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sergi'/><title type='text'>tag'den canlı Halil Altındere</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-sRLAHGHtOHk/TrLsAkoe5DI/AAAAAAAAALs/Si8EqvkdTXY/s1600/tag.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="240" width="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-sRLAHGHtOHk/TrLsAkoe5DI/AAAAAAAAALs/Si8EqvkdTXY/s320/tag.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Halil Altındere, Pilot Galeri'de devam eden ve adını &lt;b&gt;Emma Goldman&lt;/b&gt;'ın ünlü sözünden alan "Dans Edemediğim Devrim Benim Değildir" sergisinde eski ve yeni çalışmalarını bir araya getirmiş. Sergiyi gezerken yeni işlerden bir tanesi cep telefonlarında kullanılmaya başlanan ve yukarda resmini gördüğününüz bir tag olarak tasarlanmış. &lt;i&gt;Sanat Dünyamız&lt;/i&gt;'ın yalancısıyım ama sergide bu işin fotoğrafını çektiğinizde Altındere'nin cep telefonunuzda bir fotoğrafına ulaşıyorsunuz. Pek tabii cep telefonununuzda bu işi yapabilecek özel bir programın olması gerekiyor. Neyse, lafı dolandırmayım ama sergide bizi bekleyen süpriz, işin fotoğrafını çektiğimizde Altındere'nin işi olan fotoğrafını değil kendisini görmek oldu. Zira, tag ile cebelleşirken (telefonumda böyle bir program olduğunu düşündüğümden, ki daha önce gazetelerde denemiş ve işe yaramıştı, kardeşimle bir ben, bir o fotoğrafı çekiyor ama işe yaramıyordu) Altındere'nin kendisi arz-ı endam etti. Fotoğrafı çek, Altındere'nin canlısı gelsin. Güzel fikir...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-876712429287153354?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/876712429287153354/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=876712429287153354' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/876712429287153354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/876712429287153354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/11/halil-altndere-pilot-galeride-devam.html' title='tag&apos;den canlı Halil Altındere'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-sRLAHGHtOHk/TrLsAkoe5DI/AAAAAAAAALs/Si8EqvkdTXY/s72-c/tag.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5870731539128735473</id><published>2011-10-26T00:29:00.000+03:00</published><updated>2011-10-26T00:45:12.260+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köprüdekiler'/><title type='text'>Keşke savaş olsa</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-NdR-QNEqmOU/TqclpMgGH-I/AAAAAAAAALg/R8ZZUezHFCA/s1600/Shepard-Fairey.jpg" imageanchor="1" style="margin-left:1em; margin-right:1em"&gt;&lt;img border="0" height="213" width="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-NdR-QNEqmOU/TqclpMgGH-I/AAAAAAAAALg/R8ZZUezHFCA/s320/Shepard-Fairey.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslı Özge'nin &lt;i&gt;Köprüdekiler&lt;/i&gt; filminden bir replik: Keşke savaş olsa! 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarından birisini izlemekte olan Fikret, Boğaziçi Köprüsü'nde çiçek satmaktan arta kalan zamanında beraber takıldığı arkadaşına döner ve bu sözleri eder. Dört bir tarafta bayrak seli, geçen panzerler, tanklar, asker gibi yürüyen liseliler, atılan sloganlar. Etkilenmemek elde midir? Tıpkı bu Cumhuriyet Bayramında yapılacak törenlerden olduğu gibi. Ne değişti, ne değişecek?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5870731539128735473?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5870731539128735473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5870731539128735473' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5870731539128735473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5870731539128735473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/10/keske-savas-olsa.html' title='Keşke savaş olsa'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-NdR-QNEqmOU/TqclpMgGH-I/AAAAAAAAALg/R8ZZUezHFCA/s72-c/Shepard-Fairey.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2854412419055585242</id><published>2011-10-07T15:06:00.005+03:00</published><updated>2011-10-09T01:25:03.012+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öteki'/><title type='text'>sayın muhbir vatandaş</title><content type='html'>sayın muhbir vatandaş,&lt;br /&gt;üst kattaki saçı uzun küpeli üniversiteli çocuktan,&lt;br /&gt;alt kattaki eşinden boşanmış özgür ruhlu kadından,&lt;br /&gt;yan dairedeki anadilini çekinmeden konuşan kürt vatandaştan,&lt;br /&gt;sokaktaki travestiden, &lt;br /&gt;çöp tenekesinin başında ısınmaya çalışan çingeneden,&lt;br /&gt;onların top oynayan çocuklarından,&lt;br /&gt;mahallede kara çarşaflarla dolaşan şişman teyzeden,&lt;br /&gt;onun önünde hızlı adımlarla yürüyen sakallıdan,&lt;br /&gt;marjinalden,&lt;br /&gt;farklı olan herşeyden, hayatın kendisinden,&lt;br /&gt;ötekinden,&lt;br /&gt;Öteki'nden,&lt;br /&gt;korkudur.&lt;br /&gt;sadece etnik düşmanlık değil, hayata karşı vicdansızlıktır.&lt;br /&gt;yap ihbarı, kap parayı.&lt;br /&gt;yeni düzen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2854412419055585242?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2854412419055585242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2854412419055585242' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2854412419055585242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2854412419055585242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/10/sayn-muhbir-vatandas_07.html' title='sayın muhbir vatandaş'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6353186337963564778</id><published>2011-08-30T15:48:00.005+03:00</published><updated>2011-08-30T15:58:29.997+03:00</updated><title type='text'>sorry, where is the contemporary art museum?</title><content type='html'>Tiflis'in, Eski Tiflis mahallesinde dolaşırken karşımıza çıktı bu yazılama. Metroda, eski duvarlarda bir itiraz gibi yükselen bir soru: Sorry, where is the contemporary art museum? Şehirde olmayan çağdaş sanatlar müzesini sorgulayan bir soru.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-JQeV5oi3VHk/TlzdEQyJFEI/AAAAAAAAALY/Z_wPjw0yhEU/s1600/sorry3.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-JQeV5oi3VHk/TlzdEQyJFEI/AAAAAAAAALY/Z_wPjw0yhEU/s400/sorry3.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5646631098110252098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-xhSxBEhRtJs/Tlzc1vlCKfI/AAAAAAAAALQ/2nI7lc6A-qQ/s1600/sorry2.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-xhSxBEhRtJs/Tlzc1vlCKfI/AAAAAAAAALQ/2nI7lc6A-qQ/s400/sorry2.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5646630848678734322" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-ReSUg_ZSWpQ/TlzcktU6ccI/AAAAAAAAALI/3INmDkDCMh8/s1600/sorry1a.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ReSUg_ZSWpQ/TlzcktU6ccI/AAAAAAAAALI/3INmDkDCMh8/s400/sorry1a.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5646630556016472514" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6353186337963564778?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6353186337963564778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6353186337963564778' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6353186337963564778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6353186337963564778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/08/sorry-where-is-contemporary-art-museum.html' title='sorry, where is the contemporary art museum?'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JQeV5oi3VHk/TlzdEQyJFEI/AAAAAAAAALY/Z_wPjw0yhEU/s72-c/sorry3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7074848255401403390</id><published>2011-07-18T20:06:00.006+03:00</published><updated>2011-07-18T20:16:25.213+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cer modern'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fluxus'/><title type='text'>Fluxus Sergisi</title><content type='html'>Ankara'da Cer Modern'de devam eden Almanya'da Fluxus'un Öyküsü (1962-1994) sergisi sanırım bu yazın en güzel süprizlerinden oldu. Nam June Paik'ten, John Cage, Mary Bauermeister'den Tomas Schmit'e nesneler, nota yazımları (partitur), grafik çalışmalar, yerleştirmeler, yayınlar ve  Almanya’da gerçekleştirilen en önemli konserler gösteriliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Since Marcell Duschamp This is Art&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-kPy1SlsV-YM/TiRoh-wG9JI/AAAAAAAAALA/9-MpsdOSmfA/s1600/100_4252.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-kPy1SlsV-YM/TiRoh-wG9JI/AAAAAAAAALA/9-MpsdOSmfA/s400/100_4252.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630740367109715090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Since John Cage This is Music!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-DzIcGU-_zoA/TiRoQIFZmwI/AAAAAAAAAK4/8piiJxJvOlw/s1600/100_4253.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-DzIcGU-_zoA/TiRoQIFZmwI/AAAAAAAAAK4/8piiJxJvOlw/s400/100_4253.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5630740060377291522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7074848255401403390?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7074848255401403390/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7074848255401403390' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7074848255401403390'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7074848255401403390'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/fluxus-sergisi.html' title='Fluxus Sergisi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-kPy1SlsV-YM/TiRoh-wG9JI/AAAAAAAAALA/9-MpsdOSmfA/s72-c/100_4252.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8875261370541831505</id><published>2011-07-15T12:49:00.006+03:00</published><updated>2011-07-18T13:44:43.426+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevim burak'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ses enstelasyonu'/><title type='text'>Yalvarırırm Beyfendi Saatiniz Kaçı Gösteriyor?</title><content type='html'>http://www.archive.org/details/sahipsizinsesi-a001_-_sifir_-_yalvaririm_beyfendi_saatiniz_kaci_gosteriyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zafer Aracagök'ün Sevim Burak'ın eserlerinden yola çıkarak yapmış olduğu 2007 tarihli ses enstalasyonu "Yalvarırım Beyfendi Saatiniz Kaçı Gösteriyor?"da Aracagök, Sevim Burak ile arlarında oluşan rezonansı şöyle aktarıyor (Bir+Bir'den dikiz):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Buna anlamdan çok, anlamı aşarak bir sese dönüşmesi diyebilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu dönüşüm zaten Sevim Burak'ın yapıtlarında mevcut. Yani sözcükler hiç bir zaman beklediğimiz yerlerde karşımıza çıkmyorlar, fakat bu kuşkusuz anlamsız bir edebiyattan çok, anlamını sözcüklerin kendine has bir gramerle, kendine has bir ses ekonomisi içinde kuran, anlama yeteneiğimizden çok, duyumlama yeteneğimize hitap eden bir edebiyat oluşturuyor. Be yaklaşım benim sanat ve düşünce anlayışıma çok yakın düştüğü için  Sevim Burak'la aramızda "dolaysızıyla" müthiş bir rezonans var. &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kısım da 22/11 grubunun Radikal'deki söyleşisinden:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Bana ıslak mayonuzu gösterin' cümlesi neyi ifade ediyor? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu cümle 'Afrika Dansı'nda geçiyor. Bir intihar sarmalının haletiruhiyesi aslında. İlla da fiziksel bir intihardan bahsetmiyor yazar. Bireyin kendi içindeki daralmaları, çaresizlikleri ya da toplumla uzlaşamama noktasında geldiği bir sıkışmışlık. Burak, 'Afrika Dansı'nda bir hastaneyi anlatıyor. Eskiden hastanelerde hasta olmak bir kabahatti. Hastabakıcılar da hastaları rahatsız edermiş. Sevim Burak'ın metni de tamamen buna değiniyor. 'Bana ıslak mayonuzu gösterin' cümlesi bir azarlamayı, baskıyı deşifre ediyor. Bununla birlikte ıslaklık kavramı da birdenbire bizim performansımızın temel fikri oldu. Islanmak, ıslaklık, ıslanmanın getirdiği tedirginlik. Dansçılar sahnede ağır bir ıslaklık mücadelesi yaşıyorlar. Şunu da söylemek gerekiyor: Sevim Burak beş yaşında ıslak mayoyla kaldığı için bir akciğer hastalığına yakalanıyor. Bu akciğer hastalığı onun peşini hiç bırakmıyor. Zaman zaman hastanelere yatıyor. Açık kalp ameliyatı geçiriyor. Ölümü de bu hastalık yüzünden. Islak mayoyla kalakalmak çok masum bir çocukluk suçu ama hayatınız boyunca sizin peşinizde...&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8875261370541831505?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8875261370541831505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8875261370541831505' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8875261370541831505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8875261370541831505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/zafer-aracagokun-sevim-burakn.html' title='Yalvarırırm Beyfendi Saatiniz Kaçı Gösteriyor?'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5705547682567066284</id><published>2011-07-12T14:44:00.004+03:00</published><updated>2011-07-12T15:02:29.169+03:00</updated><title type='text'>Gişe Memuru</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-9a7kuISQP3g/Thwz6Fxvm1I/AAAAAAAAAKw/5WF9lWTXvC8/s1600/gise-memuru%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 279px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-9a7kuISQP3g/Thwz6Fxvm1I/AAAAAAAAAKw/5WF9lWTXvC8/s400/gise-memuru%2B2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5628430707382524754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tolga Karaçelik'in yönettiği &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Gişe Memuru&lt;/span&gt; (2011) sağlam kurgusu ile başarılı bir ilk film olmanın hakkını veriyor. Daha önceleri TRT ekranlarında sempatik bir spiker olarak Anadolu'yu dağ taş gezen Serkan Ercan da fena değil. Gişe memuru olmanın monotonluğu (al para-ver para), sıkıcılığı (günde sadece üç arabanın geçtiği gişeler), işine yabancılaşma, filmde Kenan'ın psikolojik rahatsızlığı, iç sıkıntısı, çocuklğundan gelen depresyon ve babasının yarattığı travma ve bunun veriliş şekli, babasıyla ilişkisi ve babasının tüm hayatına müdahalesinin yarattığı patlama noktası (babasının kalp krizine müdahele etmeyecek kadar ona duyduğu tepki), başarılı replikler (10 ver 7 veriyim, biletini kesiyim, düğmeye basiyim... 20 ver 16 veriyim, biletini kesiyim, düğmeye basiyim... 50 ver 46 veriyim, biletini kesiyim, düğmeye basiyim..ben buyum baba..gişe memuruyum...) filmde tat bırakıyor.&lt;br /&gt;Benim en çok sevdiğim sahne ise gişedeki televizyonda oynayan Metin Erksan'ın unutulmaz film &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sevmek Zamanı&lt;/span&gt;'ndaki replik:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Ben seni değil, resmini sevdim.'&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5705547682567066284?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5705547682567066284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5705547682567066284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5705547682567066284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5705547682567066284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/tolga-karacelikin-yonettigi-gise-memuru.html' title='Gişe Memuru'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9a7kuISQP3g/Thwz6Fxvm1I/AAAAAAAAAKw/5WF9lWTXvC8/s72-c/gise-memuru%2B2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7248731000791218041</id><published>2011-07-09T17:09:00.006+03:00</published><updated>2011-07-14T12:11:34.063+03:00</updated><title type='text'>uyanmak uyumuşcasına</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Pyhe47abCUI/ThhlmomIYFI/AAAAAAAAAKo/EDFN9RhnV5M/s1600/IMG_0442.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Pyhe47abCUI/ThhlmomIYFI/AAAAAAAAAKo/EDFN9RhnV5M/s400/IMG_0442.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5627359448806219858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir kitap okumaktan duyulan haz gibi.Güzel bir kitabın ardından daha da güzel başka bir okumak ya da. &lt;br /&gt;Hep okumak isteyip bir türlü sırasının gelmediği, gelemediği bir kitabı sonunda okumanın verdiği sonluluk.&lt;br /&gt;Ya da seyrettiğin güzel bir filmin başka bir filme öykünmesini yakalamak. &lt;br /&gt;Kağıt helvayı ev yapımı dondurmayla yemek. &lt;br /&gt;Balkondan güneşin batışını seyrederken, kuş seslerinin iç sesine eşlik etmesi.  &lt;br /&gt;Hiç bir şey bitmez diyen bir şarkının tınısının seni cezbetmesi, yeni bir ses keşfetmenin verdiği mutluluk. Sadece mutluluk değil, çoğalma duygusu. Dünyanın hiç olmadığı kadar genişlemesi. &lt;br /&gt;Ruh ikizini bulmak. Seni anlaması. Dinlemesi. Paylaşması.&lt;br /&gt;Ürettiklerinin ortaya çıkmadan önceki sabırsız bekleyiş. Bekleyişin verdiği yorgunluk. Durulmamak. Devam etmek.&lt;br /&gt;Yeni tatlar keşfetmek, farklı baharatlarla yapılan yemekler yemek. &lt;br /&gt;Yağmur sonrası sevgilinin terasında o kokuyu içine çekmek. Ayaklarını demir parmaklıklara uzatarak şehrin muhtelif yerlerindeki hava fişeklerinin patlayışını seyretmek. Güneşin batışını, doğuşunu izlemek. Çileklerin günbegün olgunlaşmasını incelemek ve bir doğum günü hediyesi olarak nefis tadına bakmak. &lt;br /&gt;Güneşin içini ısıtması, gölgenin ılıtması.&lt;br /&gt;Sonunda uyanmak uyumuşcasına. En derin uykudan,.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7248731000791218041?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7248731000791218041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7248731000791218041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7248731000791218041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7248731000791218041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/guzel-bir-kitap-okumaktan-duyulan-haz.html' title='uyanmak uyumuşcasına'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Pyhe47abCUI/ThhlmomIYFI/AAAAAAAAAKo/EDFN9RhnV5M/s72-c/IMG_0442.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4797519040881394566</id><published>2011-07-06T22:14:00.003+03:00</published><updated>2011-07-06T22:23:56.674+03:00</updated><title type='text'>menşe-i meçhul</title><content type='html'>Lütfen der gibi ellerini öne uzattı, arkasını dönüp tahtaya doğru yürümeye başladı. Yürürken bir şeyler söylemeye devam ediyordu fakat sesi snıfın duvarlarında kayboluyordu. Yanında durmadan hapşıran, burnunu çeken siyahi öğrenciyle ders boyu yanyana oturacaktı. Eliyle yüzünü kapatıp mikropların ona ulaşmasının önüne geçmeye çalışırken yanındaki sarışın kız öğrenci aniden hapşırıverdi. Kafasını bir ara şöyle bir döndürüp göz ucuyla arkasına baktı. Birşeylere bakmaya değil, bir şeyleri kontrol etmeye çalışıyordu. Elini sandalyenin üstüne koyup, başını hafifçe sağa eğerek diğer elinin üstüne yerleştirmiş. uyumaya hazırlanıyordu sanki. Birden sandalyesinde kendine çekidüzen vererek şöyle bir doğruldu. Uykunun ağırlığını üzerinden atmaya gayret ediyordu. Belli ki uykusu dağıldı. Kafasını biraz daha yukarı kaldırarak derse yoğunlaşmaya çalıştı. Aynı anda hoca sesini kalınlaştırarak TV haberinde seyrettikleri anchormanın sesini taklit ediyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4797519040881394566?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4797519040881394566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4797519040881394566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4797519040881394566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4797519040881394566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/mense-i-mechul.html' title='menşe-i meçhul'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5216610452327416752</id><published>2011-07-03T12:57:00.004+03:00</published><updated>2011-07-03T13:14:08.445+03:00</updated><title type='text'>Çivili tahtada futbol</title><content type='html'>Şimdinin bilgisayar oyunlarından kafalarını kaldıramayan çocuklar, acaba eskinin çivili tahta üzerinde madeni parayla oynanan futbolu görseler ne düşünürler? Muhtemelen çok sıkılırlar. Zira bu oyunda gerekli olan dikkat, azim, kararlılık ve hepsinden önemlisi sabır şimdilerin ekstra hız dünyasında pek de cazip gelmez. Çivili tahta üzerine belirli aralıklarla ve sırayla dizilen çivilerin arasında sırayla madeni parayı iterek, aralardan zoraki geçirerek karşı kaleye ulaşıp gol atmaktır hedef. Kolay gözükür ama hiç de değildir aslında. Para geçmek bilmez çivilerin arasından, geçince de zaten biraz ilerleyip başka bir çiviye çarpıp kalıverir. Paraya hızla vurmak da çözüm değildir; ters tepebilir, o hızla geri dönüp bir anda kendi kalenizin  önünde bitiverir oyun. Bazen tahta dışına da kaçar doğal olarak madeni para. Böyle durumlarda ise paranın yarısının dışarda bırakılarak baş parmağın veya işaret parmağının ucuyla havalandırıp rakip tarafa en kısa yoldan gidilmeye çalışılır. Tahta üzerinde benim en çok hoşuma giden, üzerinde uğraşmaktan zevk aldığım yer ise kalelerdi. Tahta üzerine saha çizgileri, korner, penaltı atışı noktası çizmek zaten elzemdi. Ama kalenin arkasına ağ yapmaya çalışmak en büyük meşgaleydi bu oyunda. Kah bir naylon parçası, kah bir yerlerden edinilmiş delikli kumaşlar müthiş kale ağları olurlardı. Böylelikle gol olduğunda madeni para dışarı kaçmaz ve oynanan oyundan duyulan haz artardı. &lt;br /&gt; Ezcümle 80'li yıllar daha yaratıcılık gerektiriyordu çocuklar için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5216610452327416752?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5216610452327416752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5216610452327416752' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5216610452327416752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5216610452327416752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/civili-tahtada-futbol.html' title='Çivili tahtada futbol'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-289494165050391236</id><published>2011-07-01T22:15:00.005+03:00</published><updated>2011-07-02T13:14:29.845+03:00</updated><title type='text'>Çöl büyür</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-fo5Ysi4Xccs/Tg4dKt8kW0I/AAAAAAAAAKg/JWPqhwD1KSs/s1600/TatarColu2%2B2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-fo5Ysi4Xccs/Tg4dKt8kW0I/AAAAAAAAAKg/JWPqhwD1KSs/s400/TatarColu2%2B2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5624465054601861954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bir Tatar Çölü var. &lt;br /&gt;Tüm hayatını Bastiani kalesinde geçiren Giovanni Drogo gibi. Drogo subay olarak ilk tayinini olduğu, kimsenin umursamadığı sınırdaki bu iç karatıcı kalede bir kaç gün bile geçirmek istemez. Dört ay sonunda gidecektir, kararlıdır ama tüm hayatını, sonunda hastalandığı için onursuzca, hem de tüm hayatı boyunca bir asker olarak çıkmasını umduğu bir savaşın arifesinde uzaklaştırıldığı bu kalede geçirir.&lt;br /&gt;Bir türlü gidemez, vazgeçemez. Şehir hayatı ona yabancılaşır git gide. Aldığı izinlerden erken döner kaleye. Arkadaşları, sevdiği kız, annesiyle kaldığı evdeki oda, hiç bir şeyin eski tadı yoktur nedense. Bunları değiştirmek için hiç bir şey yapmaz, yapmak istemez Drogo. Mistik bir şekilde onu geri çağıran kalede bulur her defasında kendini. En sonunda karar verdiğinde, üzerinden yıllar geçmiştir bu arada, tayini de gerçekleşmez. Zira, kaledeki alayın bir kısmının tasfiye edileceğini öğrenen silah arkadaşları çoktan tayin istemiştir. Drogo'ya sıra gelmeyecektir.&lt;br /&gt;Herkesin Tatar Çölü var. Önemli olan vazgeçebilmek gerektiğinde. Durmak, değiştirmek. &lt;br /&gt;Ne demişti Nietzche: İçinde çöl büyüyenün vay haline!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-289494165050391236?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/289494165050391236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=289494165050391236' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/289494165050391236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/289494165050391236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/07/herkesin-bir-tatar-colu-var.html' title='Çöl büyür'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-fo5Ysi4Xccs/Tg4dKt8kW0I/AAAAAAAAAKg/JWPqhwD1KSs/s72-c/TatarColu2%2B2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3731222881524580658</id><published>2011-06-30T15:57:00.001+03:00</published><updated>2011-06-30T16:00:25.377+03:00</updated><title type='text'>Oyunun Kuralı (Renoir) Üzerine Notlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-GDqE7nkR_cU/Tgxy7n6wSkI/AAAAAAAAAKY/wFyJVPfgcEc/s1600/rules.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 284px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-GDqE7nkR_cU/Tgxy7n6wSkI/AAAAAAAAAKY/wFyJVPfgcEc/s400/rules.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5623996403332172354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyona yaptığı bir ropörtajında Jean Renoir, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Oyunun Kuralı&lt;/span&gt; filminin onu en çok hayalkırıklığına uğrattığı filmi olduğunu söyler. Bu filmi bu kadar tartışılır yapanın ne olduğu sorulduğunda filmin ilk gösteriminde, salonda elinde gazetesini katlamış bir adam gördüğünü, adamın cebinden bir kutu kibrit çıkardığını, kibritlerden birini yakarak gazeteyi tutuşturduğunu ve tüm salona yakmaya çalıştığını anlatır: ‘’Bu tarz tepkiler üreten filmler  sanırım tartışmalı filmler türüne girer’’ diye aktarır düşüncelerini. 1938 yılında çemiştir bu filmi ve aklının ucundan &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Oyunun Kuralı&lt;/span&gt;’nın bu kadar sakıncalı bir hale geleceğini de düşünmemiştir. Tek istediği bir film yapmak, güzel bir film yapmaktır. Ama aynı zamanda da tümüyle çürümüş bir toplumu, kendi deyişiyle kati bir şekilde çürümüş bir toplumun da eleştirisini sunmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3731222881524580658?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3731222881524580658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3731222881524580658' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3731222881524580658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3731222881524580658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/06/oyunun-kural-renoir-uzerine-notlar.html' title='Oyunun Kuralı (Renoir) Üzerine Notlar'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-GDqE7nkR_cU/Tgxy7n6wSkI/AAAAAAAAAKY/wFyJVPfgcEc/s72-c/rules.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3550161446040198137</id><published>2011-04-09T19:38:00.003+03:00</published><updated>2011-04-09T19:51:03.749+03:00</updated><title type='text'>tanjant metaforu</title><content type='html'>Benjamin'in ceviri uzerine kullandigi &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;tanjant metaforu&lt;/span&gt; Bhabha tarafindan kulturel farkliliklar uzerine zihin acici bir sekilde gelistirilir. Benjamin bu metaforunda cevirinin imkansizligindan dem vurur biraz da. Ne cevirilen dil ve cevirinin dili, ne orjinal ne de ceviri sabittir. Ceviri tanjant gibidir, daireye (yani  orjinale) sadece tek bir noktadan deger ve sonra kendi yoluna gider. Ceviri orjinal metine bagli degildir, iletisim veya anlam tasima gibi bir gorevi yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boylelikle orjinal fikrinden kurtuluruz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bhabha kulturel ceviriyi kullanirken, cok kulturlulugun "ana bir kultur olsun, diger kulturler de var olsun ama benim izin verdigim kadariyla var olabilsenle" anlayisina karsi cikar ve kulturel farkliliklari savunurken, ana kulturle diger tum kulturlerin birbirine sadece tek bir noktadan dokunmak disinda bir iliskileri olmamasi gerektigini iddia eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3550161446040198137?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3550161446040198137/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3550161446040198137' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3550161446040198137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3550161446040198137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/04/tanjant-metaforu.html' title='tanjant metaforu'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8910984012172347652</id><published>2011-03-27T18:08:00.006+03:00</published><updated>2011-03-27T18:38:47.482+03:00</updated><title type='text'>ODTÜ'de var bir sergi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-kRf4UeCD-2U/TY9YPUgFCGI/AAAAAAAAAJ0/JEzXqB27Wq8/s1600/08-afisa_1300808274.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-kRf4UeCD-2U/TY9YPUgFCGI/AAAAAAAAAJ0/JEzXqB27Wq8/s400/08-afisa_1300808274.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5588782682814613602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;72 sanatçının 134 yapıtnını bir ay süreyle sergilendiği ODTÜ 12. Sanat Festivali 25 Mart'ta açıldı. Gezerken ilgimi Mehmet Yılmaz'ın videosu çekti. Edepsiz Aşk isimli çalışma aslında hepimizin bildiği bir eylemin ekrana yansıması. Evet, ekranda bize hareket çeken şahıslar var. içlerinden birisi de Mehmey Yılmaz. Çıplak üst bedeniyle, yancısıyla beraber,  yan yana dizilmiş deve resimleri arasından fırlayarak bize bildiğimiz yabancı ve yerel el kol hareketlerinden bir demet sunuyor. İşin eğlenceli tarafı ekranda deve görüntüleri ve Mehmet Yılmaz ve diğer şahsın görntülerinin önünde oturduğu sandalyesindeki yaşlı amcanın hepsinden öne çıkarak ve büyük pişkinlikle (ve hazla) bu harektleri bizlere yapması. Yaparken yüzündeki hafif sırıtmayı da göz önüne almak gerek. Zİra, o kadar içten yapılan ve beklenmedik bu hareketler insanı da güldürüveriyor. En azından seyrederken diğer insanların eğlendiğini söylemem gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-8fSw7C0WISQ/TY9Y74jpOwI/AAAAAAAAAKM/ggF43_ULynQ/s1600/nah.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 293px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8fSw7C0WISQ/TY9Y74jpOwI/AAAAAAAAAKM/ggF43_ULynQ/s400/nah.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5588783448407489282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hareket çekmek aslında videoda rahatlıklıka kullanılabilecek bir eylem türü. İnsanlara hareket çekmek, ve bunu yüzlerine karşı yapmak her zaman için ilgi çeken bir eylemdir bence. Yurtdışında yaşayanlar bilir; yabancı çocuklara hareket çekmeyi öğretme seansları mutlaka olmuştur. Onların bu hareketleri yapmaktaki zorlanmalarıyla dalga geçilmiş, ve en iyi hareket çekmenin nasıl olacağına dair ipuçları verilmiştir. Pek tabii ki bu hareketlerin muhatapları da ilk elden yine bizim gibi oralarda yaşayan diğer Türkiyeli çocuklar olmuştur. Neyse, naçizane görüşüm daha başarılı hareket çekme çalışmaları yapılabilir zira bu konu çok zengin öğeler barındırıyor ve her zaman öne çıkıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8910984012172347652?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8910984012172347652/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8910984012172347652' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8910984012172347652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8910984012172347652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/03/odtude-var-bir-sergi.html' title='ODTÜ&apos;de var bir sergi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-kRf4UeCD-2U/TY9YPUgFCGI/AAAAAAAAAJ0/JEzXqB27Wq8/s72-c/08-afisa_1300808274.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4729012617950163068</id><published>2011-02-23T02:47:00.001+03:00</published><updated>2011-02-23T02:49:43.938+03:00</updated><title type='text'>kreuzberg'de muşuz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-O4qVqQqINsQ/TWRLWRckyAI/AAAAAAAAAJs/VUiYITn9Jag/s1600/IMG_0101.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-O4qVqQqINsQ/TWRLWRckyAI/AAAAAAAAAJs/VUiYITn9Jag/s400/IMG_0101.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576665084603975682" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4729012617950163068?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4729012617950163068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4729012617950163068' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4729012617950163068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4729012617950163068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/02/blog-post.html' title='kreuzberg&apos;de muşuz'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-O4qVqQqINsQ/TWRLWRckyAI/AAAAAAAAAJs/VUiYITn9Jag/s72-c/IMG_0101.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8829637487146341561</id><published>2011-02-23T02:39:00.008+03:00</published><updated>2011-02-23T02:50:11.474+03:00</updated><title type='text'>kreuzberde'y mişiz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-IjEat9tYJtc/TWRKyBMzr3I/AAAAAAAAAJk/6YKB1gnUPEA/s1600/IMG_0101.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-IjEat9tYJtc/TWRKyBMzr3I/AAAAAAAAAJk/6YKB1gnUPEA/s400/IMG_0101.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5576664461767585650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Berlin, Kreuzberg'de Ayşe Erkmen'in ünlü enstelasyonuyla karşılaşmak için kafamı yukarı kaldırmam yeterliydi. Ama beni ne çekti, neden kafamı yukarı kaldırdım bilmiyorum.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bak diyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8829637487146341561?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8829637487146341561/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8829637487146341561' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8829637487146341561'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8829637487146341561'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/02/berlin-kreuzbergde-ayse-erkmenin-unlu.html' title='kreuzberde&apos;y mişiz'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-IjEat9tYJtc/TWRKyBMzr3I/AAAAAAAAAJk/6YKB1gnUPEA/s72-c/IMG_0101.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8199165190167557300</id><published>2011-01-27T23:55:00.001+03:00</published><updated>2011-01-27T23:57:23.928+03:00</updated><title type='text'>David Lynch Ya Da Gülünç Yücenin Sanatı - Zizek</title><content type='html'>Slovaj Žižek’in David Lynch’in Kayıp Otoban (1997) filmi üzerine yazmış olduğu “David Lynch Ya Da Gülünç Yücenin Sanatı” isimli kitabı temel olarak filmde fantazinin nerede başladığı ve gerçekliğin nerede sona erdiği gibi bir meseleye odaklanıyor. Bu meselenin çıkış noktasının altında Žižek’in filmin döngüsel yapısı içerisinde (i.e., filmin hemen başında interfonundan “Dick Laurent öldü.” cümlesini duyan Fred’in filmin sonunda interfona bu cümleyi bizzat kendisinin söylemesi ve böylelikle de filmin çizdiği anlatısal çemberin, Žižek’in ifadesiyle “iki moment arasındaki zamanın askıya alınmasında gerçekleş[mesiyle]” (sf. 45) kapanması) Fred’in Pete’ye, Renee’nin ise Alice’e dönüşmesini olanaklı kılan iki farklı ama yer yer birbiriyle içiçe geçmiş anlatıdan hangisinin gerçekliği, hangisinin de fantaziyi gösterdiğini sorgulaması yatıyor. Žižek, filmin birinci bölümündeki hikayenin doğrusallığını toplumsal gerçeklik olarak niteler: Bu bölüm derinliksiz, karanlık ve renksizdir.  Diğer taraftan filmin ikinci bölümündeki hikayenin fantazisi bize daha güçlü ve daha dolu sunulur. Öyle ki, bu bölüm gerçek bir dünyada dolaşan ve ilk bölüme göre daha gerçek insanlara sahiptir ve  daha farklı bir gerçeklik duygusunu hissettirir. &lt;br /&gt;Dolayısıyla film gerçeklik ve fantaziyi birbirini dikey olarak kesen (aralarında belirli bir hiyerarşik yapı oluşturan) bir ayrıştırmayla değil, birbirlerini destekleyen, yan yana konulmuş bir duyarlıkla birbirine bağlantılandırılır. Ne var ki, gerçeklik ve fantazi arasındaki ilişkinin yatay bir zeminde tanımlanması, Žižek’e göre “filmin fantazmatik zeminin tutarlığını dağıtır” (sf. 63). Çoklu tutarsız fantazilerin varlığı aynı zamanda filmin anlaşılmasındaki çelişkilerin de müessibidir. Fred ve Renee’nin, Pete ve Alice’e dönüşümünün ardında bu ikiliklerin yarattığı kişilik meselesinin (diğer bir deyişle biri diğerinin ayna imgesi olsa da farklı kişilikler mi yoksa tümüyle bir ve aynı kişilikler mi olduğu meselesinin) çözümünü de yine Žižek’e göre gerçekliğin fantazilerin çokluğuyla desteklendiği ama bu desteğin de tutarsız olduğu düşüncesi sağlar.&lt;br /&gt;Žižek’in, filmin en etkileyici üç sahnesi olarak nitelendirdiği sahneler aslında filmin okunması hususunda önemli ipuçları sağlar. Birinci sahne Bay Eddy’nin arabasını kurallara uymayan tehlikeli bir şekilde geçmek isteyen şoföre gösterdiği öfke patlamasıdır. Bu sahne aynı zamanda kitaba da adını veren gülünç yücenin Bay Eddy’de cisimlendirilmesinini temsil eder. Otoriter bir kişiliğin verdiği tepkinin gülünçlüğünün altında yatan zayıflık barizdir; keza, cinsel ilişkilerinin kısalığına Renee’nin bir bebeği pışpışlar gibi anlayışla karşılamasının Fred’de yarattığı travma da aynı tür bir zayıflığa işaret eder. İkinci sahne Gizemli Adam’ın partide Fred ile yaptığı konuşmadır. Gizemli Adam, bir şekilde, Fred’in bilinçdışında yarattığı kötülüğünün, ruhsal durumunun en yıkıcı yönünün temsilcisidir. Tıpkı Bay Eddy gibi ciddiye alamayacağımız bir kötülüğün, bir gülünç yücenin örneğidir. Üçüncü sahne ise filmin ikinci yarısındaki Alice’in pornografik görüntüsüdür. Lynch’in diğer filmlerinde yarattığı kaotik ortamın bir femme fatale’da cisimlendirilmiş hali olan Renee/Alice’in bu görüntüsünün gerçekliği bize, Žižek’in de söylediği gibi, Magritte’in “bu bir pipo değildir” resmindeki fikrini yansıtır. Pek tabii ki filmde Renee ve Alice’de ifadesini bulan noir femme fatale versiyonu, klasik noir ve postmodern noir versiyonlardan farklıdır. Lynch’in evreninde gerçeklik ile gerçekliğin yanına iliştirilmiş olan ve onu destekleyen fantazinin gösterdiği aşikardır. Elimizde iktidarsız toplumsal gerçeklik ve şiddetin biçimlendirdiği acımasız fantazmadan başka bir şey kalmamıştır.&lt;br /&gt;İster toplumsal olsun, ister fantazmatik olsun, gerçekliğin ifadesi bu şekliyle sınırlı olmasa gerek.  Bulunan video kasetlerden sonra kasetleri sorgulamak için eve çağrılan polis memurlarından bir tanesi Renee’ye video kameraları olup olmadığın sorar. Renee olmadığını, Fred’in video kameralardan nefret ettiğini söyler. Polis memurunun sorgulayan bakışlarına Fred cevap vermek zorunda kalır: “Olayları kendi tarzımda hatırlamayı severim.” Polis memuru anlamamıştır, üsteler, ne demek istediğini sorar. Fred’in cevabı gerçeklikle ilgili başka bir boyuta taşır bizi: “Olayları nasıl hatırlıyorsam öyle hatırlamayı severim. Gerçekte meydana geldikleri şekilleriyle değil.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8199165190167557300?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8199165190167557300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8199165190167557300' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8199165190167557300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8199165190167557300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/01/david-lynch-ya-da-gulunc-yucenin-sanat.html' title='David Lynch Ya Da Gülünç Yücenin Sanatı - Zizek'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4970119578551342504</id><published>2011-01-07T02:51:00.004+03:00</published><updated>2011-01-07T03:09:24.033+03:00</updated><title type='text'>kurasawa ve sinema</title><content type='html'>Günümüz Japon sinemasından çok farklı bir kulvardadır Kurasawa. Onun zamanında sinemada şiddet estetize edilmezdi. Yalınlığın, minimal anlatının ve yavaş zamanların sinemasıydı Japon sineması onun döneminde. Hıza bağımlılıkları nedeniyle bugün seyretseler sıkılacak olanlara karşılık zamanı bol olanların filmleriydi Kurasawa'nınkiler. &lt;br /&gt;Sinema üzerine söylediklerine bir bakmak lazım arada bir: &lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Sinema nedir? Bu sorunun yanıtı hiç de sandığımız kadar kolay değil. Yıllar önce Japon yazar Şiga Noaya, torunu tarafından yazılan bir makaleyi göstererek, son zamanların en iyi yazısı olduğunu iddia etmişti. Makaleyi bir edebi dergide bastırdı. Adı 'Köpeğim' idi ve şöyle diyordu: 'Benim köpeğim ayıya benzer; ama bir porsuğu da andırır; görünce tilki de sanabilirsiniz onu...' diye başlayarak köpeğin bazı özelliklerini, bütün hayvanlar alemindeki hayvanlarla karşılaştırır ve sonunda, 'O mademki bir köpektir, her şeyden çok köpeğe benzer.'&lt;br /&gt;Bu makaleyi ilk okuduğumda kahkalarla gülmüştüm ama gerçek payı yok muydu? Sinema da birçok başka görselsanata benzer. Sinemanın edebi özellikleri vardır, aynı zamanda tiyatroya yakındır, felsefi yönü de vardır, resim ve heykel sanatına yaklaştığı zamanlar da olur, müziksiz bir sinema düşünülemez. Ama sinema sonunda, gene sinemadır (KYS, s. 232).&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4970119578551342504?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4970119578551342504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4970119578551342504' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4970119578551342504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4970119578551342504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2011/01/kurasawa-ve-sinema.html' title='kurasawa ve sinema'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3864536221336365206</id><published>2010-12-03T18:52:00.002+03:00</published><updated>2010-12-03T18:59:14.742+03:00</updated><title type='text'>taşraya daima dışardan bakmak</title><content type='html'>Bir yere bağlanamayanlar anlar sadece. İlkokulu 6 farklı sınıfta bitirenler ya da. Sınırda yaşayıp, bundan zevk alanlar veya pazar öğleden sonralarının sıkıntısıya mutlu olanlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Ne taşralı, ne de şehirli olarak büyür memur çocukları. Babalarının tayin oldukları kasabaların prensleri, prensesleridirler. Döndükleri şehrinse taşralıları olmaktan hiç bir zaman kurtulamazlar. Sınırda büyürler, bu topraklarda yaşayan insanları ikiye bölen, birbirlerini şehirli, ötekilerin taşralı, birbirlerini içerden, ötekilierini dışarıdan kılan sınırlarda. Taşrayı içerden yaşarlar yaşamasına ama ona daima dışarıdan bakacaklardır. İleride bir gün tatile çıkarken içinden geçtikleri kasabaya bakabilirler ama bundan böyle onu her zaman bir mola yeri olarak göreceklerİ otogarları, otogarların pis tuvaletlerini, otobüslerin mola verdiği kötü lokantaların acı koyu çaylarını hatırlayacaklardır (Nurdan Gürbilek, Ev Ödevi). &lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3864536221336365206?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3864536221336365206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3864536221336365206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3864536221336365206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3864536221336365206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/12/tasraya-daima-dsardan-bakmak.html' title='taşraya daima dışardan bakmak'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8180473319833336206</id><published>2010-11-21T15:39:00.001+03:00</published><updated>2010-11-21T15:42:48.190+03:00</updated><title type='text'>Ctrl Z hakkımız olsa hayatta</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;sorgulayıcı&lt;/span&gt;: farklı ilgi alanları mevzusunu düşünüyorum bir kaç zamandır.&lt;br /&gt;farklı şeylerle ilgilenmek iyidir, değil mi?&lt;br /&gt;yahut bir konuda uzmanlaşmak, tüm hayatını o konunun ıcığını, cıcığını mı çıkarmak, akla gelen ilk uzmanlardan olmak mı doğrusu?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;rasyonalize edici&lt;/span&gt;: pek tabii ki insanın ilgilendiği, zevk aldığı konular olabilir bir konuda uzmanlaşırken. onları hobi olarak yaparken esaslı bir uzmanlık alanı olur. o konuda bir oturuşta birkaç sayfa döşer. ya da sürekli olarak bir konudan diğerine atlar, her konuda bilgi sahibi olur, gerektiğinde derinleşebilecek bir altyapısı olur.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;sorgulayıcı&lt;/span&gt;: ama bu kadar farklı disiplinleri bir araya getirebilecek kapasitesi de olmalı insanın. ya getiremezse, ya tıkandıysa. atıyorum: gödel'in teoremlerini kullanarak yola çıkıp turing makinalarından geçtikten sonra sola sapıp özgür iradeye bilişimsel bir yaklaşım getirdikten sonra kavşaktan sağa dönüp kyoto protokolü'nün mekanizmaları istasyonunda inip, gilles deluze'ün zaman-imaj teoremini kanıtlayan filmlere başlayan trene atlayıp trip hopun geçirdiği evrimler durağında beynini hoşaf olarak da bulabilir insan. üstelik üniversite eğitimi diye aldıkları bu saydıklarının ucundan kenarından geçmiyorsa.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;rasyonalize edici&lt;/span&gt;: birikim denen şey işte bunların hepsinin hakkını vermektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;sorgulayıcı&lt;/span&gt;: tamam ama ya elde kalan sıfır ise: işte ontolojik bir sorun.&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;sorgulayıcı&lt;/span&gt;: gidemediğim, asla gidemeyeceğim uzak ülkelerden, seyredemediğim, adın sanını duymadığım güzel filmlerden, tadına bakamadığım o güzel pastalardan, yemeklerden, içeceklerden, öpemeyeceğim, okşayamayacağım, güzelliğinden haberin bile olmayacak  kadınlardan, duyamayacağım güzel sözlerden, okuyamayacağım güzel kitaplardan, tartışamayacağım düşüncelerden, zeka parıltılarından yoksunum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;rasyonalize edici&lt;/span&gt;: insan olmak her zaman bir eksiklik demek değil midir? insan olmak ne yaparsan yap herşeyi eksik bırakmak değil midir? düşün hayatında toplam kaç film seyredebileceğini. çalışan biri isen eğer, en iyi ihtimalle haftada 3 taneden ayda 12, bilemedin 15, yılda toplam 180 film eder. yüz yıl yaşasan bile tüm hayatında 2000 film bile seyredemeyeceksin. tüm dünyayı gezdim desen, tüm kitapları okudum desen, ömrün boyunca kaç kitap okursun, kaç ülke görürsün? sayı deyince nedense aklıma geliyor, eski basketbolcu NBA’ın yıldızlarından walt chamberlein’ın 3000 kadınla yattığı söyleniyor, ki bu bir rekormuş. iyi ama eminim, chamberlein’ın her zaman aklında o karşı köşede markette çalışan bir tezgahtar kalacaktı. onunla yattıktan sonra ise sarışın avukatta gelecekti sıra.&lt;br /&gt;İnsan olmak bir eksikliktir, matematiksel olarak söylemek gerekirse, belirli bir formal sistem içerisinden tanımlı aksiyomlar gibi, belirli bir ömür boyunca alacağı zevkler de, yaşanmışlığı da sınırlıdır. İnsan, eksiksiz ise, tam ise, tutarlı değildir; insan tutarlı ise (hayatını düzgün yaşıyorsa, sıradan yaşıyorsa) insan olarak tam değildir. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Al sana Gödel&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8180473319833336206?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8180473319833336206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8180473319833336206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8180473319833336206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8180473319833336206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/11/ctrl-z-hakkmz-olsa-hayatta.html' title='Ctrl Z hakkımız olsa hayatta'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-9150654847856529710</id><published>2010-11-19T16:19:00.003+03:00</published><updated>2010-11-19T16:46:57.463+03:00</updated><title type='text'>Hitchcock ve suspense</title><content type='html'>Pascal Bonitzer Türkiye'de sinema alanında yayınlanmış en başarılı eserlerden birisi (her ne kadar çeviride bir kaç temel sinematik kavramın eksikliğine/yanlışlığına rağmen- ki o kadarı da kadı kızında bile olur diyelim) addeddiğim &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kör Alan ve Dekadrajlar&lt;/span&gt;'da Alfred Hitchcock'un yarattığı heyecen sistemini (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;suspense&lt;/span&gt;'i ) anlatırken şöyle der: &lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Hitchcock sineması şöyle kurulur: Her şey normal biçimde, ortalamaya uygun olarak, hatta genel sıradanlığın ve duyarsızlığın sınırları içinde olup biterken, biri bütünü oluşturan öğelerden birinin, açıklanamaz bir davranış nedeniyle, leke yaptığını fark eder. Her şey burada başlanarak birbirine bağlanır.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Hitchcock sineması lekenin sinemasıdır. Temiz bir beya yaprak üzerindeki mürekkebin izidir. Mürekkebin izi küçük de olsa nasıl ki sayfanın beyazlığını bir daha asla gelmeyecek şekilde kirletmişse ve bu kir ayrıntı da olsa dikkat çekecek ise, Hitchcock filmlerinde de sahneye koyma biçimi bakışı harekete geçiren anormallik ile ifade olunur. Bu leke gerçeklik düzlemini sarsan ''sapık veya ters öğe''dir. Anormaldir zira Cary Grant'ın peşindeki uçak başlangıçta küçük bir noktadan ibarettir, ve çölün ortasında hasat mevsiminin gelmesine uzun zaman varken ortaya çıkan bir ilaçlama uçağıdır söz konusu olan. Sapıktır çünkü James Stewart tarafından gözetlenen katil  gözetleyen halini alır bir süre sonra. Diğer taraftan öykü ise belirli yasalar dahilinde arz-ı endam eder: durumun sıradanlığı, tanıdıklığı o kadar barizdir ki rahatsız edici, tekinsiz olmaya o kadar elverişlidir. Burada işleri yolundan saptıracak tek bir öğe yeter de artar bile. Sapık öğede ısrar &lt;span style="font-style:italic;"&gt;suspense&lt;/span&gt; sağlar. Griffith'in sinema sanatına armağaını koşut kurguyla müsemma hızlandırılmış kovalamaca montajının yarattığı sistemin aksine &lt;span style="font-style:italic;"&gt;suspense&lt;/span&gt; Hitchcok'ta sahneye konan başlangıçtaki manzaranın yavaş yavaş olgunlaşması veya birden bire sapıklaşması, lekenin ortaya çıkması üzerine kuruludur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-9150654847856529710?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/9150654847856529710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=9150654847856529710' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/9150654847856529710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/9150654847856529710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/11/hitchcock-ve-suspense.html' title='Hitchcock ve suspense'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1015206905460973158</id><published>2010-11-14T01:42:00.006+03:00</published><updated>2010-11-21T15:43:48.452+03:00</updated><title type='text'>dün gece Feyruz.</title><content type='html'>Şarkıya başlar Feyruz. &lt;br /&gt;O ne güzelliktir öyle beyaz giysiler içinde. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bahibak ya Libnan&lt;/span&gt; der demez Olympia'yı dolduran binlerden bir alkış tufanı kopar.&lt;br /&gt;Yıl 1979'dur.&lt;br /&gt;Durur Feyruz, şarkıyı keser.&lt;br /&gt;Seyircilere bakar. &lt;br /&gt;İstifini bozmadan.&lt;br /&gt;Müzik de durur.&lt;br /&gt;Yutkunur.&lt;br /&gt;Belli belirsiz bir gülümse yayılır yüzünden. &lt;br /&gt;O ne gülümsemedir öyle.&lt;br /&gt;Tüm acılara değen ne güzel bir gülümsemedir. Tatmin olmuş bir kadının gülümsemesi...&lt;br /&gt;Kirpikleri bir an kapanacakmış gibi olur. &lt;br /&gt;Alkışlar gırla gitmektedir.&lt;br /&gt;Mikrofona biraz daha yaklaşır.&lt;br /&gt;Daha gür bir sesle başlar söylemeye:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bahibak ya Libnan&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Dün gece ilk defa gördüm, dinledim.&lt;br /&gt;Müziğin yüceliğini bir kere daha takdir ettim..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1015206905460973158?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1015206905460973158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1015206905460973158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1015206905460973158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1015206905460973158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/11/dun-gece-feyruz.html' title='dün gece Feyruz.'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4075974922878030728</id><published>2010-11-11T21:47:00.002+03:00</published><updated>2010-11-11T22:02:33.584+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film Socialisme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Godard'/><title type='text'>Sosyalizm Filmi filmi</title><content type='html'>İyi ama yoksa Godard yaşlanıyor mu? &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Film Socialisme&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sosyalizm Filmi&lt;/span&gt;, 2010) filmini seyrederken bunu düşündüm. Tamam, sesin kullanımı bildiğimiz Godard. Tamam, imgenin metamorfik özelliğini kullanımı bildiğimiz Godard. Ara yazılar, üstüste binen görüntüler, başkalaşmış, melez imgeler bildiğimiz Godard. Ama Almanya'nın savaşı kaybedişi deyip, binanın tepesinden inen 3. Reich'ın simgesine, Hollywood diyerek eski bir Hollywood filminden görüntüleri üstümüze boca etmeye, Mekke dedikten sonra Mekke'yi gösteren bir saati sunmaya veya Barcelona yazısını boğa güreşi ile desteklemeye razı değilim. Bildiğimiz Godard, göstermez ima eder, imge ile metin arasındaki bağı tümüyle koparır. Bir fabrikada çalışan işçileri seks filmiyle birleştirir,  tasmasıyla köpeğini gezdiren bir adamı telefon yapar.Gerçi, yine rahatsız ediyor, yine bir öykü yok filminde. Yine afalattıyor bizi, zihnimizde imgeleri sorgulatıyor ve ne anlama geldiklerini düşündürtüyor, sarsıyor. Her seyrettiğimde farklı anlamlar edinmemi sağlayacağını hissettiriyor. Felsefi temelini anlamamızı istiyor. &lt;br /&gt;Bir filmden daha ne ister ki insan? Sıkıldıkça koy ve tekrar tekrar seyret.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4075974922878030728?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4075974922878030728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4075974922878030728' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4075974922878030728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4075974922878030728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/11/sosyalizm-filmi-filmi.html' title='Sosyalizm Filmi filmi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5593537454452080898</id><published>2010-11-03T02:39:00.005+03:00</published><updated>2010-11-08T01:58:32.426+03:00</updated><title type='text'>ararat'ın hikayesi</title><content type='html'>Atom Egoyan'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ararat &lt;/span&gt; (2002) filmi birbiriyle koşutluk içerisinde bulunmadan dört ayrı kuşağın (ressam Gorky, yönetmen Saroyan, araştırmacı Ani ve oğlu Raffi ile üvey kardeşi / kız arkadaşı Celia) dört ayrı tarihsel süreçte (gümrükte Ani'nin başından geçen soruşturma, bu soruşturmadan bir yıl önce gerçekleşen filmin çekim süreci, Gorky'nin atölyesinde annesinin resmini yapışı süreci ve Gorky'nin çocukluğu/resme konu olan fotoğrafının çekildiği dönem) ana tema olarak Ermeni kırımının işlendiği bir film. Filmin temel meselesi olarak soykırımın nasıl anlatılacağı, yeni kuşaklara aktarılacağı tezi var (Biraz daha yukardan bakarsak aslında bir soykırımın nasıl anlatılabilceği meselesi olarak da görebiliriz Egoyan'ın derdini. Lanzman'ın Yahudi soykırımı üzerine çektiği filmi &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Shoah&lt;/span&gt;'ta olduğu gibi soykırımı onlarca yıldan sonra Auschwitz'in yakınındaki köylere giderek orada soykırımın izini ropörtajlarla sürerek, bu ruhun hala o topraklarda olduğunu hissettirerek yapılabilir. Zira nasıl ki edebiyat sadece söylenebilir olanını söylenmesi sanatı ise sinema da sadece ve sadece gösterilebilenin gösterildiği bir sanat olmalıdır (Evet, bu bir pipo değildir!)). &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ararat&lt;/span&gt;, kişisel bellek üzerinden toplumsal belleğe ve oradan da büyük anlatıya, yani kırıma nasıl ulaşılacağının, tarihi en doğru anlatma hakkına kimin sahip olduğunun sorusunu barındıran bir film. Film tarihi yeniden kurarken, kişisel anlatılar üzerinden bireysel belleğin olduğu kadar kolektif anlatılar üzerinden toplumsal belleğin de izini sürüyor ve esas derdinin bir kimliği nasıl kurabileceğini sorgulamak olduğunu çeşitli vasıtlarla gösteriyor. Dolayısıyla soykırım ve bunun üzerinden işleyen kişisel hikayeler (toplumsal) kimliğin kuruluşuna hizmet ettiğini ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmdeki "film içindeki film" bölümü aslında tarihsel anlatılarda kurgunun bir temsili olarak değerlendirilebilir. Zira bu bölümde yönetmen gerçekte olmayan olayları da filmine koyarken (ressam Gorky'nin çocukluğundaki kahramanlığı gibi), mümkün olmayan durumları da keyfince gösterebildiğini, dolayısıyla da kurgunun gücünü ve easında güçsüzlüğünü hicvediyor; örneğin Van'dan görünmeyen Ağrı Dağı'nı filminde görünür kılıyor. Bu durum aslında Egoyan'ın zeki bir şekilde soykırımın filmi nasıl yapılamaz sorusuna verdiği cevap. Diğer anlatı düzeyleri mikro tarihsel yapıları içinde barındırıyor, ki bu da kişisel düzeylerin bir temsili.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5593537454452080898?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5593537454452080898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5593537454452080898' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5593537454452080898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5593537454452080898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/11/araratn-hikayesi.html' title='ararat&apos;ın hikayesi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8874798560312944831</id><published>2010-10-22T15:12:00.002+03:00</published><updated>2010-10-22T15:17:04.049+03:00</updated><title type='text'>İletişim Üzerine ve Altına-LJG</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Altı Kere İki&lt;/span&gt;'den:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir masada üstünde kahve fincani, ortada bir küllük, konuşan iki adamin elleri..&lt;br /&gt;(kesme; kafesinin içinde oynayan bir çocuk)&lt;br /&gt;- Bak, bu bir savaş tutsağı..&lt;br /&gt;(kesme: tasmasiyla köpeğini gezdiren bir adam)&lt;br /&gt;- Bak, bu bir telefon.&lt;br /&gt;- Nasıl yani?&lt;br /&gt;- Burada bir alıcı ve verici var, aralarındaki kablo aracılığıyla iletişim sağlıyorlar..&lt;br /&gt;(kesme: bir fabrikada çalışan işçiler)&lt;br /&gt;- Bu bir seks filmi.&lt;br /&gt;- Hadi canim, o nasıl oluyor?&lt;br /&gt;- Burada sevgiyle işlemesi gereken bedensel bir üretim faaliyeti var, ama sevgi iş tarafından öldürülmüş. Bu bir seks filmi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8874798560312944831?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8874798560312944831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8874798560312944831' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8874798560312944831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8874798560312944831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/10/iletisim-uzerine-ve-altna-ljg.html' title='İletişim Üzerine ve Altına-LJG'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2984682055347103056</id><published>2010-09-23T17:29:00.003+03:00</published><updated>2010-09-23T18:06:24.050+03:00</updated><title type='text'>tophane / tımarhane</title><content type='html'>İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi'nin İran'ın yeraltı müzik hayatını anlattığı filmi &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Kimsenin İran Kedilerinden Haberi Yok&lt;/span&gt; (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;No One Knows About Persian Cats&lt;/span&gt;, 2009) filminde bir duvar yazısı aklıma geliyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;is entertainment killing our children &lt;br /&gt;or is &lt;br /&gt;killing entertains our children? &lt;br /&gt;[çocuklarımızı öldüren eğlence mi &lt;br /&gt;yoksa&lt;br /&gt;öldürmek mi çocuklarımızı eğlendiriyor?]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Tophane'de yarın başka bir yerde veya dün cinnet vatanımızın herhangi bir yerinde. Önemli olan farklılıklara, ötekilere gösterilen fiziksel tepkinin her yerde olması. İşin sınıfsal sorunu da dile getirildi Tophane'de galerilere saldırıdan sonra. Doğrudur, sınıfsal değişime duyulan tepki de vardır, katılırım, ama kimsenin tavuğuna kışt demeden de farklılıklara tahammülsüzlüğün ifade ediliş şekli artık oradakinin, uzaktakinin yaşam tarzına duyulan öfkenin masum sonucu olarak değerlendirilemez diye düşünüyorum. Herkesin iktidar kavgasından kendine bir pay çıkardığı, ezebildiğini ezdiği bir ülkede ne kadar zor en temel haklardan bahsetmek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin bir eğlencesi var, bazıları sanattan zevk alıyor, bazıları ise saldırmaktan deyip mi geçeceğiz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2984682055347103056?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2984682055347103056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2984682055347103056' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2984682055347103056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2984682055347103056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/09/tophane-tmarhane.html' title='tophane / tımarhane'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-9165094664776576492</id><published>2010-09-12T00:43:00.002+03:00</published><updated>2010-09-12T00:51:24.904+03:00</updated><title type='text'>mahalle argosu</title><content type='html'>Kocakarı yerine cazır, cangoloz, dudu; hafifmeşrep kadına fırkıtma, kırıklı, totomlık, yalık, sagar-ı gerdan; fahişelere ayakkarısı, yalama, paçoz, süflü, löpçük; tombul kadına bıldırcın, hoşor; çirkin kadına kakanoş, gurabi, mırmıik boza; evde kalmışa küflü küpecik, patlıcan turşusu, kalık, köhnemiş peymane; metres yerine zamazingo, gaco, vıngır; ay yüzlü delikanlılara sakız muhallebisi, mahlep, zencefil; sofulara çerah, davlumbaz, dü-alem; harfendazlara kavruk, yalpa, dil iti; saraylılara kafes bülbülü, şazkaz, karakuşi; sözünde durmayıp riayakarlık edenlere meddü cezir, kıvırdak, ehl-i nar; gözünü budaktan esirgemeyenlere fitil otu, koç başı; pintilere fukara devesi, hurda akçe; nazik tabiatlılara hanım iğnesi, iğne oyası, yassı kadayıf... (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Pinhan&lt;/span&gt;'dan)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-9165094664776576492?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/9165094664776576492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=9165094664776576492' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/9165094664776576492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/9165094664776576492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/09/mahalle-argosu.html' title='mahalle argosu'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1344311874982730404</id><published>2010-08-30T22:47:00.002+03:00</published><updated>2010-08-30T22:51:36.681+03:00</updated><title type='text'>o kadar hızlıydı ki..</title><content type='html'>o kadar hızlıydı ki sahadaki topun sağından atıp solundan geçerdi. &lt;br /&gt;(birden aklıma geliverdi)&lt;br /&gt;(ki bu daha başka bir şeyi aklıma getirdi: enis batur'un dediği gibi size ait bir cümle olabilir mi tüm hayatınız boyunca sadece sizin dile getirdiğiniz? örneğin yukardaki cümle gibi..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1344311874982730404?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1344311874982730404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1344311874982730404' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1344311874982730404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1344311874982730404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/08/o-kadar-hzlyd-ki.html' title='o kadar hızlıydı ki..'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8608856131273163755</id><published>2010-08-25T22:46:00.003+03:00</published><updated>2010-08-25T22:51:28.109+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özdemir asaf'/><title type='text'>sevilesiler</title><content type='html'>gelmesen önemli değil, &lt;br /&gt;gelsen önemli olurdu.&lt;br /&gt;gelmemen benim büyük yalnızlığımı doldururdu.&lt;br /&gt;özdemir asaf&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8608856131273163755?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8608856131273163755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8608856131273163755' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8608856131273163755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8608856131273163755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/08/sevilesiler.html' title='sevilesiler'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2679883990520723867</id><published>2010-08-24T20:26:00.005+03:00</published><updated>2010-08-25T00:17:40.756+03:00</updated><title type='text'>aklımda takılı şarkı</title><content type='html'>''Şimdi artık...''&lt;br /&gt;Eli ağzında dikkatle dinleyenler,&lt;br /&gt;kollarını bağlamış dinliyor gibi yapanlar,&lt;br /&gt;''seni koklar yalnızlığım..''&lt;br /&gt;önündeki laptopa bakıp konuşanla bağlantısını tümüyle kesenler,&lt;br /&gt;pür dikkat dinleyip konuşanın her söylediğini kafasıyla onaylayanlar,&lt;br /&gt;''seni arar, seni sorar...''&lt;br /&gt;şalıyla oynayıp yanındaki elleri bağlıya birşeyler söyleyenler,&lt;br /&gt;aldığı notları gözden geçirip konuşandan sonra söyleyeceklerini ezber edenler,&lt;br /&gt;herşeyden habersiz, güya sakladığı cep telefonundan mesajlarını kontrol edenler,&lt;br /&gt;Avrupa'nın dört bir tarafındaki ünivesitelerden arzı endam eden Felemenk veya Valon Belçikalı, Katalan, Fransız, Norveçli, Alman, İranlı, İskoç, Kırgız, Hırvat, İtalyan... öğrenciler &lt;br /&gt;ve sıkıldığı için bloguna yazı yazanlar..&lt;br /&gt;''sevdaaaaaaaa çiçeği...''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2679883990520723867?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2679883990520723867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2679883990520723867' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2679883990520723867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2679883990520723867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/08/aklmda-takl-sark.html' title='aklımda takılı şarkı'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6823171845377518220</id><published>2010-08-14T01:30:00.003+03:00</published><updated>2010-08-14T01:48:09.646+03:00</updated><title type='text'>Ljubljana'da Cucurrucucu Paloma</title><content type='html'>Bir şehirde yaşam zevkini veren, şehri renklendiren en önemli ayrıntılardan bir tanesidir sokak çalgıcıları. Kah Brezilayalı kadınların yerel giysiler içinde samba gösterilerinde, kah tüm dünyayı farklı kılıklarla dolaştıklarına inandığım şu Güney Amerikalı And dağları müzikleri yapan çakma İnti İllimani'ciler (Hem Amerika'nın kuzey ucunda hem de Avrupa'nın herhangi bir yerinde, 1 Mayıs gösterilerinde bile gördükten sonra, İstanbul'da da karşılaştıktan sonra buna yüreğimle inanıyorum) kah ise Ankara'da Tunalı Hilmi üzerinde yükselen bir saksofon sesinde o şehiri şehir yapan bir bitmez tükenmez bir güzellik saklıdır. Ljubljana sokaklarında başıbozuk bir şekilde dolaşırken uzaktan gelen Cucurrucucu Paloma'nın sesi ise beni ta uzaktan çekti. İlk notalarından tanıdım şarkıyı, yanımdaki Katalan arkadaştan da önce. Yerel Meksikalı kıyafetlerinde yaptıkları işe önem veriyordu grup. Ljubljana sokaklarını dolduran o güzel notalar şehir dolaşan herkesi kendine çekince insan sadece zevk alabilirdi. Zira beklenmedik bir anda karşınıza çıkan ve sizden de bir karşılık beklemeyen bir durumdan sadece mutlu olabilir insan. Ve kendini gülerken yakalar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6823171845377518220?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6823171845377518220/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6823171845377518220' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6823171845377518220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6823171845377518220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/08/ljubljanada-cucurrucucu-paloma.html' title='Ljubljana&apos;da Cucurrucucu Paloma'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3607778786179857557</id><published>2010-07-26T01:30:00.007+03:00</published><updated>2010-07-26T20:37:36.485+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='göçmenler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Un Prophete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jacques Audiard'/><title type='text'>Peygamber</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TEy-1_0EiOI/AAAAAAAAAI0/1eQoslu0e8E/s1600/Unknown.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 100px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TEy-1_0EiOI/AAAAAAAAAI0/1eQoslu0e8E/s400/Unknown.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497979079984711906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Un Prophèt&lt;/span&gt;e (2009), Jacques Audiard'ın Cannes Film Festivali'nde geçen yıl en iyi film ödülünü alanson filmi. İki saatten uzun olmasına rağmen neredeyse gözümü kırpmadan seyrettim ve L&lt;span style="font-style:italic;"&gt;a Haine&lt;/span&gt;'den sonraki göçmenler üzerine, göçmenler üzerinden yapılmış en iyi film diyebilirim. Bu yılın eni yi filmlerinden birisi.&lt;br /&gt;İsmi nedense bana yıllar öncesinde okuduğum Tahsin Yücel'in Peygamber adlı romanını hatırlattığı için zihnimi kitapla bağ kurmaya zorluyor. Ama nafile, aralarında bir bağlantı bulmak neredeyse imkansız. Şu satırları yazarken zihnim de pes etti bir bağ kurma konusunda..&lt;br /&gt;Şansın, yırtmanın, kaderin filmi değil bu film. &lt;br /&gt;Hayatta ne istediğini bilmeyen, başkalarıyla göz teması bile kuramayan ama bir şekilde hapise düştükten sonra önce bir katile, sonra ise bir mafya babasına dönüşen yetimhanede büyümüş Arap kökenli bir çocuğu bilindik kalıplarla anlatan bir film de değil. &lt;br /&gt;Müthiş oyunculukların (özellikle Malik rolünde başrolde izlediğimiz Tahar Rahim'in), şaşırtıcı bir senaryonun, başarılı kurgunun, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;stylistic&lt;/span&gt; kamera kullanımının, farklı açıların filmi.&lt;br /&gt;Türkiye'de gösterime girmemesi büyük şansızlık. Şanslı olanlar zaten festivallerde seyretmişlerdi. Yer bulamadığım için zamanında seyredemedim ama kopya-mopya seyretmeye sonunda muvaffak oldum. İyi ki...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3607778786179857557?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3607778786179857557/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3607778786179857557' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3607778786179857557'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3607778786179857557'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/07/peygamber.html' title='Peygamber'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TEy-1_0EiOI/AAAAAAAAAI0/1eQoslu0e8E/s72-c/Unknown.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6936116568724891896</id><published>2010-07-23T00:50:00.004+03:00</published><updated>2010-07-23T01:18:16.284+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcı yazarlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='görünmeyen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Paul Auster'/><title type='text'>görünen görünmeyen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TEjDgDFNEQI/AAAAAAAAAIk/aOfXQwVCm0Q/s1600/Invisible-Auster.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 207px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TEjDgDFNEQI/AAAAAAAAAIk/aOfXQwVCm0Q/s320/Invisible-Auster.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5496858300556054786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paul Auster'in hiç kuşkusuz çok zevk aldığım romanları olmuştur. Özellikle kendi dilinden okuduğumda belirgin bir tat bıraktığını, Proust'un Madley çikolataları gibi, hatırlıyorum. Ama sanki bir yerden sonra hep aynı kitabı okuduğumu düşünmeye başladım. Yaratıcı yazarlık denen tarzın yarattığı sıkıntıları romanlarında daha fazla duyumsuyorum. Özellikle son romanı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Görünmeyen&lt;/span&gt; böylesi bir sıkıntıya karşılık geliyor bende. Zorlama diyeceğim bir yanı barındırıyor. Tamam, fikir güzel, kendi içine dönen üstkurgusal denebilecek bir fabulayı da içeriyor. Ama belki ilk romanı olabilecek sığlıkta dönüp duruyor, hep aynı yerde takılıp kalan bir şarkıya dönüşüyor. &lt;br /&gt;Aynı derde başka bir açıdan, kitaptaki anlatısal hatalardan, yaklaşan bir yazı okudum bugün Varlık'ta. Haluk Sunat'ın yazısı bana Auster'de neyi sevmediğimi hatırlattı. Sürekli geçişler yapıyor Auster: Bir insanın hayatını bir kaç satırla anlatıyor, olayları özetliyor, tüm olanı biteni seyircinin hiç bir boşluk doldurmasına izin vermeden aktarıyor. Tam bir roman Tanrısı; bir &lt;span style="font-style:italic;"&gt;deus ex machina&lt;/span&gt; gibi her şeyi bir anda çözümlüyor. Okuyucu okuyor sadece. Buna izin veriyor.&lt;br /&gt;Bana kalırsa Auster'in tarzı sinemaya, ana akım anlatı sinemasına çok yakışıyor. Hep Hollywood için yazıyor sanki. Biraz zorlasam kodlarını çıkartabileceğim bir anlatı tarzına sahip ve bu beni rahatsız ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6936116568724891896?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6936116568724891896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6936116568724891896' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6936116568724891896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6936116568724891896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/07/gorunen-gorunmeyen.html' title='görünen görünmeyen'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TEjDgDFNEQI/AAAAAAAAAIk/aOfXQwVCm0Q/s72-c/Invisible-Auster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8330682040456956627</id><published>2010-07-08T22:04:00.005+03:00</published><updated>2010-07-08T22:22:28.966+03:00</updated><title type='text'>pink flamingos</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TDYhcXqlaxI/AAAAAAAAAIc/z1xsPph5FfE/s1600/pinko.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 140px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TDYhcXqlaxI/AAAAAAAAAIc/z1xsPph5FfE/s320/pinko.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5491613566897580818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhalde seyrettiğim en ilginç filmlerden birisidir bu film. Uzun yıllar önce Seattle'de, 25. yılı nedeniyle (demek ki 1997 yılında) tekrar gösterime girmesi sayesinde seyretmiş, tadı da damağımda kalmıştı. Ben döndükten sonra Türkiye'de de film festivallerinde bir şekilde gösterildi bu acayip kelimesinin hakkını veren film. Aklımda kalan onlarca sahne var bu kadar yılın üstüne. Sanatsallıkları değil sahneleri unutulmaz kılan; rahatsız ediciliği, ama bir o kadar da eğlenceli oluşu. Resimde gördüğümüz Divine'ın çekinmeden oynadığı sahneler (örneğin köpek pisliğini ciddi ciddi yiyişi, ne demek istediğim anlaşılır sanırım) onu da kült kategorisine çoktan yerleştirmiştir. Uzun yıllar sonra nette gördüğüm bir resim sayesinde aklıma düştü. Tekrar bulmalı bir yerlerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin soundtracki de 1997 yılında yayınlanmıştı ve en unutulmaz şarkılardan bir tanesi Link Wray and His Ray Men'in The Swag'iydi. Üşenmeden buldum. İşte linki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://listen.grooveshark.com/#/artist/Link+Wray+and+The+Wraymen/1326539&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8330682040456956627?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8330682040456956627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8330682040456956627' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8330682040456956627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8330682040456956627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/07/pink-flamingos.html' title='pink flamingos'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/TDYhcXqlaxI/AAAAAAAAAIc/z1xsPph5FfE/s72-c/pinko.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7461213905264827915</id><published>2010-05-13T00:09:00.002+03:00</published><updated>2010-05-13T00:21:14.728+03:00</updated><title type='text'>nahide'nin türküsü</title><content type='html'>Korkularımızı ne kadar diplere atarsak atalım, bir yerden fırlayacaklarını da biliriz. İster bir görüntü, ister bir hikaye, isterse yeniden yaşanmışlık tekrar getirir bize. Tarih de buna benziyor. Geçmişi ne kadar gömmeye çalışırsak çalışalım yine de bir şekilde gün yüzüne çıkıyor gerçekler, çıkacaklar. Berke Baş'ın &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Nahide'nin Türküsü&lt;/span&gt; adlı belgeseli de bu minvalde bir film. Ordu'nun unutulmuş Ermenilerine, kendi (üvey) babaannesi üzerinden bakıyor Baş. Zorunlu tehcir sırasında kaybolan veya yine zorunluluktan bir yerlere bırakılan küçük çocukların, bebeklerin, Türk ailelerin yanında büyüdüklerinde yaşadıklarını kendi babaannesinin, ismini ve kökenini hiç bir zaman saklamayan Nahide Kaptan'ın izinden sürüyor. Zamanında (1909-1915 arası) bir Ermeninin belediye başkanlığı yapacak kadar çok olduğu Ordu'da şimdilerde arada bulasın dedirtecek kadar az kalan tek tük kalanların peşisıra yürüyor. Yıkılmış kiliseleri, dinlerini değişitirmiş pek çokları arasında kardeşlerini, zaten öldürülmüş olan anne-babalarını bulamayacaklarını bilenleri, bulsalar bile saklı kimliklerinin gün yüzüne çıkacağı korkusuyla reddeden kardeşleri anlatıyor. &lt;br /&gt;Bir zamanlar bu topraklarda beraber yaşayanların şimdi kaybolmuş renklerini gösteriyor bize bu film. Mermerlere inat.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7461213905264827915?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7461213905264827915/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7461213905264827915' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7461213905264827915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7461213905264827915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/05/nahidenin-turkusu.html' title='nahide&apos;nin türküsü'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-502523744439817661</id><published>2010-04-19T00:41:00.004+03:00</published><updated>2010-04-19T00:57:18.794+03:00</updated><title type='text'>vavien, kosmos, bal haftası</title><content type='html'>İnsan neyle yaşar? 11. İstanbul Bianeli'nin sorusuydu bu.. Soruyu daha basitleştirelim: İnsan ne ister? Eh, sinemayı seviyorsanız, "güzel bir film ister" diye kestirip atabilirim. Türkiye sinemasının  gurur abideleri olan geçen senenin (Bal ve Kosmos'un gösterime yeni girmesini bir yana koyarsak) en iyi üç filmini; &lt;span style="font-style:italic;"&gt;viz&lt;/span&gt;. Vavien'i, Kosmos'u ve Bal'ı arka arkaya üç gün içersinde seyretmek herhalde tüm bir seneyi üç güne indirgemek olarak düşündürtebilir. Ama bana kalırsa bu bol üdüllü filmleri (ki Vavien daha bugün İstanbul Film Festivali'nde en iyi film ödülü aldı) seyretmek bu haftayı geçirdiğim en yoğun ve imge dolu haftalardan birisi haline getiriyor benim için. Önce sinemalarda seyretme fırsatını kaçırdığım Vavien'in DVD'sini, ertesi gün Kosmos'u ve sonra da Bal'ı güzel insanlarla seyrettim. Eh filmleri hazmedecek, imgelerin kafamda tekrar tekrar geri dönüp zihnimin bir köşesinde kah rüyalarımda, kah gerçek hayatta birden fırlayabilecek, ya da  gördüğüm bir fotoğrafta, resimde veya filmde çağrışımlarla (hadi çekinmeden diyelim: &lt;span style="font-style:italic;"&gt;punctum&lt;/span&gt;uyla) tekrar zihnimde dolanmaya başlatacak kadar zamanım olmadı. Tekrar seyretmezsem de olmayacak ama şikeyetçi olduğumu da söyleyemem. Zira, filmleri tekrar seyretmek için bir neden yaratıyor bende bu durum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-502523744439817661?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/502523744439817661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=502523744439817661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/502523744439817661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/502523744439817661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/04/vavien-kosmoz-bal-haftas.html' title='vavien, kosmos, bal haftası'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2289335102570507387</id><published>2010-03-06T16:32:00.002+03:00</published><updated>2010-03-06T16:44:22.034+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='russian ark'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lipdub'/><title type='text'>lipdub</title><content type='html'>Lipdub (dudak düblajı), genelde bir şarkının tek bir çekimde sözlerinin söyleniyor gibi yapılarak (dubbing) bir grup insanını katkısıyla yapılan çekim için kullanılan bir terim. Genelde okul öğrencilerinin ve işyeri çalışanlarının biraraya gelerek şarkıyı hep beraber sırayla vs. söylemesi aynı zamanda ilginç fikirlerin de ortaya çıkmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok hoşuma giden bir örnek, iş saati sonrası NY'li bir grubun çalışması. Herhalde şarkıyı böylesi bir klip olmasaydı bu kadar çok dinleyemezdim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/173714"&gt;http://vimeo.com/173714&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemada ise libdub gibi örneklerin beslendiği, filmin tek çekimde (montajsız, kurgusuz, kesmesiz?) teyatral bir havada çekildiği Sokurov'un &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Russian Ark&lt;/span&gt; (2002) gibi bir kült filmi örneği var. Tüm filmin tek bir çekimde çekildiği böylesi başka örnekler var mı bilmiyorum ama farklı filmlerin bu tarzda çekilmiş sahneleri olduğunu biliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2289335102570507387?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2289335102570507387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2289335102570507387' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2289335102570507387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2289335102570507387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/03/lipdub.html' title='lipdub'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5778057641210453707</id><published>2010-02-11T19:45:00.004+03:00</published><updated>2010-02-11T19:58:57.339+03:00</updated><title type='text'>son 10 yılın en iyi filmleri</title><content type='html'>British Film Instıtute'ün çıkarttığı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sight and Sound&lt;/span&gt; dergisi son 10 yılın en iyi filmlerini yayınlamış. Eh, listelere pek güvenmemek gerekir ama akademik saygınlığı olanlara, &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Sight and Sound&lt;/span&gt; gibi, gelince iş değişiyor. Fimler arasında seyrettiklerim var, adının çok duysam da seyretme fırsatım olmadıklarım da, hiç duymadıklarım da. Ama herhalde bu filmlerin en azından bir kısmını seyretmiş olmadan 2000'lerde film seyrettim demek mümkün olmayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Adaptation&lt;/span&gt;. Spike Jonze, 2002&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Battle in Heaven&lt;/span&gt; Carlos Reygadas, 2005&lt;br /&gt;T&lt;span style="font-style:italic;"&gt;he Beat That My Heart Skipped&lt;/span&gt; Jacques Audiard, 2005&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Bourne Ultimatum&lt;/span&gt; Paul Greengrass, 2007&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Colossal Youth&lt;/span&gt; Pedro Costa, 2006&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Death of Mr Lazarescu&lt;/span&gt; Cristi Puiu, 2005&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Eloge de l’amour&lt;/span&gt; Jean-Luc Godard, 2001&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Five Obstructions&lt;/span&gt; Jørgen Leth, Lars von Trier, 2003&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Gleaners and I&lt;/span&gt; Agnès Varda, 2000&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Hidden (Caché)&lt;/span&gt; Michael Haneke, 2004&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Inland Empire&lt;/span&gt; David Lynch, 2006&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;In the Mood For Love&lt;/span&gt; Wong Kar-Wai, 2000&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Memories of Murder&lt;/span&gt; Bong Joon-ho, 2003&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;La niña santa (The Holy Girl)&lt;/span&gt; Lucrecia Martel, 2004&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;A One and a Two… (Yi Yi)&lt;/span&gt; Edward Yang, 2000&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Platform&lt;/span&gt; Jia Zhangke, 2000&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Russian Ark &lt;/span&gt;Aleksandr Sokurov, 2002&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;The Son&lt;/span&gt; Jean-Pierre &amp; Luc Dardenne, 2002&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Spirited Away&lt;/span&gt; Miyazaki Hayao, 2001&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Talk to Her&lt;/span&gt; Pedro Almodóvar, 2002&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;10&lt;/span&gt; Abbas Kiarostami, 2002&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;There Will Be Blood&lt;/span&gt; Paul Thomas Anderson, 2007&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;35 Shots of Rum&lt;/span&gt; Claire Denis, 2008&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Touching the Void &lt;/span&gt;Kevin Macdonald, 2003&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Tropical Malady&lt;/span&gt; Apichatpong Weerasethakul, 2004&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;United Red Army&lt;/span&gt; Wakamatsu Koji, 200&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Uzak (Distant)&lt;/span&gt; Nuri Bilge Ceylan, 2003&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Waiting for Happiness&lt;/span&gt; Abderrahmane Sissako, 2002&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Werckmeister Harmonies&lt;/span&gt; Béla Tarr, Agnes Hranitzky, 2000&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Workingman’s Death&lt;/span&gt; Michael Glawogger, 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5778057641210453707?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5778057641210453707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5778057641210453707' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5778057641210453707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5778057641210453707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/02/son-10-yln-en-iyi-filmleri.html' title='son 10 yılın en iyi filmleri'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7085361985520160440</id><published>2010-02-04T20:58:00.003+03:00</published><updated>2010-02-04T21:01:09.348+03:00</updated><title type='text'>kimse üşümüyor!</title><content type='html'>Tekel işçileri üşümüyorsa, biz de üşümüyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/S2sLB_AdYvI/AAAAAAAAAIU/OdbDolLrDkA/s1600-h/kimse.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/S2sLB_AdYvI/AAAAAAAAAIU/OdbDolLrDkA/s320/kimse.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434449504073769714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7085361985520160440?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7085361985520160440/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7085361985520160440' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7085361985520160440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7085361985520160440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/02/kimse-usumuyor.html' title='kimse üşümüyor!'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/S2sLB_AdYvI/AAAAAAAAAIU/OdbDolLrDkA/s72-c/kimse.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1958297207294270357</id><published>2010-01-20T02:12:00.003+03:00</published><updated>2010-01-20T02:36:06.678+03:00</updated><title type='text'>Nim oyunu</title><content type='html'>Alain Renais'nin unutulmaz filmi &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Last Year in Marienbad&lt;/span&gt; (1961)'de oynanan bir oyun olarak ün kazandı &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Nim&lt;/span&gt;. Aslında kuralları çok basit bir oyun: Belirli bir şekilde düzenlenmiş bir seri kağıttan (puldan, kibrit çöpünden, puldan vs.) aynı sıradan olmak şartıyla istediğiniz kadar alabiliyorsunuz. En son kağıdı çeken kaybediyor (Sona kalan dona kalır misali). Biraz daha açıklayıcı olmak gerekirse filmde oynanan şekliyle (zira farklı düzenekler mümkün) ilk sırada yedi, ikinci sırada beş, üçüncü sırada üç ve son sırada bir tane kart var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     *******&lt;br /&gt;      *****&lt;br /&gt;       ***&lt;br /&gt;        * &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sıradan olmak kaydıyla istediğiniz kadar çekince (laletteyn bazen bir, bazen ise beş mesela) sonuncuyu rakibe bırakınca kazanıyorsunuz. Bu kadar basit. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M, "kaybedebileceği ama asla kaybetmediği" bu oyunu filmde X'e karşı defalarca (aslında üç defa) oynuyor ve her defasında kazanıyor. Doğal olarak filmde oyunu seyredenler başlıyor mızmınlamaya, bir hile olduğundan dem vurmaya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Oyuna başlayan kazanır...&lt;br /&gt;Her defasında çift kağıt almalısın...&lt;br /&gt;Çift olmayan en küçük tamsayı..&lt;br /&gt;Yok, hayır, logaritmik bir seri bu...&lt;br /&gt;Her defasında farklı bir sıradan kağıt çekmelisin...&lt;br /&gt;Üçe bölünebilir....&lt;br /&gt;Yedi kere yedi kırk dokuz...&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir hile, daha doğrusu her zaman kazanmanızı sağlayan bir algoritma mevcut. Internette arayınca nasıl olduğunu anlatan bir sürü siteye bakılabilir. Ama kendiniz keşfetmek isterseniz kazanacak stratejiyi işte imkan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.math.uri.edu/~bkaskosz/flashmo/marien.html"&gt;http://www.math.uri.edu/~bkaskosz/flashmo/marien.html&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1958297207294270357?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1958297207294270357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1958297207294270357' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1958297207294270357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1958297207294270357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/01/nim-oyunu.html' title='Nim oyunu'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8586902973229968188</id><published>2010-01-07T02:14:00.003+03:00</published><updated>2010-01-07T02:25:28.443+03:00</updated><title type='text'>arkadaş ve proust</title><content type='html'>Tekrar okuyunca eski bir şiiri, ki bir zamanlar ezbere bilirdiniz, hodbehot canlanır patavatsız düşünceler. Proust olursunuz, çocukken yediğiniz  bir bardak ıhlamura batırılan madlen kekinin kokusu sizi anılarınıza götürmesine izin verirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nafiledir, geçmiştir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alnını &lt;br /&gt;dağ ateşiyle ısıtan &lt;br /&gt;yüzünü &lt;br /&gt;kanla yıkayan dostum &lt;br /&gt;senin &lt;br /&gt;uyurken dudağında gülümseyen bordo gül &lt;br /&gt;benim kalbimi harmanlayan isyan olsun &lt;br /&gt;şimdi dingin gövdende &lt;br /&gt;uğultuyla büyüyen sessizlik &lt;br /&gt;birgün benim elimde &lt;br /&gt;patlamaya sabırsız mavzer olsun &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başını omzuma yasla &lt;br /&gt;göğsümde taşıyayım seni &lt;br /&gt;gövdem gövdene can olsun&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi senin uzanıp yattığın otlarda &lt;br /&gt;yarın yeni bir yeşillik büyüyecek&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8586902973229968188?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8586902973229968188/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8586902973229968188' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8586902973229968188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8586902973229968188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/01/arkadas-ve-proust.html' title='arkadaş ve proust'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5603227703746063610</id><published>2010-01-03T15:53:00.002+03:00</published><updated>2010-01-03T16:01:51.590+03:00</updated><title type='text'>karakoncolozların hikayesi</title><content type='html'>Yeşim Ustaoğlu'nun &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Bulutları Beklerken&lt;/span&gt; (2005) filminde Ayşe/Eleni'nin küçük Mehmet'e anlattığı karakoncolozların hikayesidir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Eskiden karakoncolozlar vardı. Beddualıydık. Karakoncolozlar inlerinden kalkıp geceleri herkesin kulağına üflemeye başladılar. Karakoncolozlardan kaçan köylüler o dağ senin bu dağ benim yürüdüler. Ama bir türlü karakoncolozların bedduasından kurtulamadılar. İçlerinde küçük bir kız çocuğu da vardı. Kızın bütün ailesini karakoncolozlar dağlarda yitirmişti. Kızcağız karlarda yapayalnız kaldığı bir gün bir peri kızı geldi. Ona ısınması için bir ışık verdi. Ben yokken kaybolmaman için sana bir göz daha veririm. Bir daha hiç kaybolmazsın. Ama bana yeni gözün için en doğru yeri göstermen lazım. Sence kayıp kız neresinde gözü olsun istemiş?&lt;/blockquote&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap, alnın ortası veya başın arkasında değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, Mehmet'in bile bulduğu üzere parmağında.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5603227703746063610?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5603227703746063610/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5603227703746063610' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5603227703746063610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5603227703746063610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2010/01/karakoncolozlarn-hikayesi.html' title='karakoncolozların hikayesi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4661128426553702125</id><published>2009-12-14T23:58:00.005+03:00</published><updated>2009-12-15T00:43:28.664+03:00</updated><title type='text'>(yeniden) çal sam!</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Play it again Sam! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çok ünlü &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Casablanca&lt;/span&gt; (1942) filminin film kadar ünlü şarkısı &lt;span style="font-style:italic;"&gt;As Time Goes By&lt;/span&gt;"ı Sam'e söyletmek için önce Ingrid Bergman (Ilsa)'ın, daha sonra ise Humprey Bogart (Rick)'ın bu repliği kullandığı kalmıştır hatırımızda. Ama sıkı durun: Filmde böyle bir replik mevcut değildir. Daha doğrusu filmin hiç bir sahnesinde ne Ilsa, ne de Rick piyanist şantör arkadaşımız Sam'e "Play it &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Again&lt;/span&gt; Sam" demektedir. Böyle bir yanılgının varlığını nette dolaşırken öğrendim (Linki de şu: &lt;a href="http://opinionator.blogs.nytimes.com/2008/04/10/play-it-again-sam-re-enactments-part-two/"&gt;http://opinionator.blogs.nytimes.com/2008/04/10/play-it-again-sam-re-enactments-part-two/&lt;/a&gt;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde Ilsa ile Sam arasındaki geçen diyalog şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilsa Lund: Play it once, Sam. For old times' sake.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sam: [lying] I don't know what you mean, Miss Elsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ilsa Lund: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Play it, Sam&lt;/span&gt;. Play "As Time Goes By."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sam: [lying] Oh, I can't remember it, Miss Elsa. I'm a little rusty on it. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rick ile Sam arasındaki diyalogda geçenler ise şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rick: You played it for her, you can play it for me!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sam: [lying] Well, I don't think I can remember...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rick: If she can stand it, I can! &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Play it&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ama neden filmde, hem de iki yerde "Play it again Sam" diye bir replik yokken böyle hatırlarız? Bu hatayı kişisel olandan çıkarıp toplumsal hale getiren nedir? Muhtemelen bu yanlış hatırlama Woody Allen'in &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Play it Again Sam&lt;/span&gt; (1972) filminden hediyedir bize. Başka bir görüşe (verdiğim linkteki görüşe) göre ise burada bir tekrarlamanın, tekrar sahnelemenin olması bize gerçekte namevcut bir "again" cümlesinin repliğe eklenmesine neden olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilişsel bilimler zihnin ve zekasını çalışan bir program. Bilişsel film kuramı ise izleyici ile sinema arasında doğrudan bir ilişki kurarak çıkarımlarımızın, filmsel anlatının anlaşılmasının, algısal yapımızın, yorumlarımızın, filmin izleyicide oluşturduğu duyguların, imgelemlerin, nasıl oluştuğu üzerinde durur. Özelden genele giderek ve filmsel fenomenlere bakarak filmin belirli özelliklerinin anlaşılması için en iyi yolun, ya da elimizdeki en iyi kuramın uygulanması gerektiğini savunur. Bu açıdan aslında kuramdan öte bir yaklaşım getirir. Evet, bazı açılardan psikoanaliz, bazı yorumlarda semiyotik, bazı yaklaşımlarıyla post-yapısalcılık filmsel fenomenleri bilişsel film kuramından daha iyi açıklayabilir. Ama örneğin filmsel anlatının seyircide nasıl anlamlandırıldığı, nasıl kurulduğu, yorumlandığı, çıkarım yapıldığı ve film izleme süreçlerinde duygularımızın nasıl oluştuğu gibi konularda elimizdeki en iyi kuram bilişel film kuramı olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlara baktığımızda hafızamızın nasıl oluştuğu, şekillendiği kadar bizi nasıl yanılttığıyla da ilgilenir bilişsel kuram. Seyircinin filmsel anlatıyı oluştururken yanlış hatırlamasının da filmin yapılandırılmasıyla ilgilidir. Ama bu yanlış hatırlamanın hasbelkader toplumsal bir fenomen haline gelmesinin nasıl açıklanabileceği üzerinde düşünmek gerekir sanırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4661128426553702125?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4661128426553702125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4661128426553702125' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4661128426553702125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4661128426553702125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/12/yeniden-cal-sam.html' title='(yeniden) çal sam!'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7761561752394294941</id><published>2009-12-12T20:31:00.000+03:00</published><updated>2009-12-12T20:32:44.953+03:00</updated><title type='text'>zihni karışır</title><content type='html'>kırılmak için bükül.&lt;br /&gt;düz olmak için eğril.&lt;br /&gt;dolmak için boşal.&lt;br /&gt;parçalan ki yenilen.&lt;br /&gt;az şeye sahip olanlar&lt;br /&gt;çoğa kavuşabilirler.&lt;br /&gt;çok şeyi olanların zihni karışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tao te ching&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7761561752394294941?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7761561752394294941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7761561752394294941' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7761561752394294941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7761561752394294941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/12/zihni-karsr.html' title='zihni karışır'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2089494529626083340</id><published>2009-12-01T19:34:00.003+03:00</published><updated>2009-12-01T19:45:39.671+03:00</updated><title type='text'>mise en abyme</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVG5Pv4t3I/AAAAAAAAAGw/wZQVZ7w1iRg/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVG5Pv4t3I/AAAAAAAAAGw/wZQVZ7w1iRg/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410308476649387890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVG-5qe6VI/AAAAAAAAAG4/4Bb0AgJZkP8/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 166px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVG-5qe6VI/AAAAAAAAAG4/4Bb0AgJZkP8/s320/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410308573800360274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVH-0rSE2I/AAAAAAAAAII/CSKgtiZghKA/s1600/3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 167px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVH-0rSE2I/AAAAAAAAAII/CSKgtiZghKA/s320/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410309671973163874" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVH0kZA9UI/AAAAAAAAAH4/1I7RpLHBPRE/s1600/4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 168px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVH0kZA9UI/AAAAAAAAAH4/1I7RpLHBPRE/s320/4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410309495802885442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVH7IhWIQI/AAAAAAAAAIA/7SrKPuJ0PBo/s1600/5.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 168px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVH7IhWIQI/AAAAAAAAAIA/7SrKPuJ0PBo/s320/5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410309608580718850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHfrnSgxI/AAAAAAAAAHg/5_-_fAW0yys/s1600/6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHfrnSgxI/AAAAAAAAAHg/5_-_fAW0yys/s320/6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410309136964551442" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHfbG5SQI/AAAAAAAAAHY/q_w50Ge7nWc/s1600/7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 164px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHfbG5SQI/AAAAAAAAAHY/q_w50Ge7nWc/s320/7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410309132533713154" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHV2w281I/AAAAAAAAAHQ/IlGHwM29ZB4/s1600/8.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 168px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHV2w281I/AAAAAAAAAHQ/IlGHwM29ZB4/s320/8.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410308968158786386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHNFbqhyI/AAAAAAAAAHI/pfXEsAWKg_w/s1600/9.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 217px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVHNFbqhyI/AAAAAAAAAHI/pfXEsAWKg_w/s320/9.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410308817477601058" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2089494529626083340?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2089494529626083340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2089494529626083340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2089494529626083340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2089494529626083340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/12/blog-post.html' title='mise en abyme'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SxVG5Pv4t3I/AAAAAAAAAGw/wZQVZ7w1iRg/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4861532193958522456</id><published>2009-11-15T22:43:00.003+03:00</published><updated>2009-11-15T23:10:44.506+03:00</updated><title type='text'>yaşasın kötülük</title><content type='html'>Altın Portakal'dan ödülle dönen filmlerden ikisi gösterimde bu aralar. Hem Zeki Demirkubuz'un &lt;em&gt;Kıskanmak&lt;/em&gt;'ı, hem de İnan Temelkuran'ın &lt;em&gt;Bornova Bornova&lt;/em&gt;'sı yükselen Türkiye sinemasının başarılı örneklerinden birisi olarak nitelendirilebilir. Bu iki filmin kronotopisi (zaman-mekan) farklılık gösterse de konu itibarıyla kötülük konusuna eğildiklerini söyleyebilirim. Nedensiz kötülük değil bahsettiğim. Nuri Bilge Ceylan'ın &lt;em&gt;Mayıs Sıkıntısı&lt;/em&gt; filmindeki küçük çocuğun kaplumbağayı ters çevirip ölmesine neden olması gibi nedensiz değil bu kötülük çeşidi. Gerçi küçük çocuk yaptığı hareketi rüyalarında kabuslar görerek vicadanında mahkum ediyordu. Mevzu bahis filmlerde ise belirli nedenler var kötülükler için. &lt;em&gt;Kıskanmak&lt;/em&gt;'ta küçük kız kardeşin (Seniha'nın) abisine karşı duyduğu hınç, &lt;em&gt;Bornova Bornova&lt;/em&gt;'da bir kızı elde edebilme amacı bu kötülüklerin nedeni. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Detaylı baktığımda ise Bornova Bornova'nın &lt;em&gt;Kıskanmak&lt;/em&gt;'tan daha başarılı bir film olarak görüyorum. Zira, &lt;em&gt;Kıskanmak&lt;/em&gt; alışık olmadığımız bir biçimde Demirkubuz'un dönem filmi ve bir kitap uyarlaması. Ortada bir kitap olunca doğal olarak bu kitap seyircinin beklentilerin sınadığı bir nirengi noktası olarak ortaya çıkıyor. Yönetmen kitaba ne kadar bağlı kalmış, kitapta neleri atlamış, kitaba neler eklemiş gibi soruların ortalıkta dolaşmasının önünde durabilecek bir imkan yok haliyle. Velhasıl klasik Demirkubuz filmlerindeki taşra sıkıntısını da bu filmde gördüğümüzü söyleyebiliriz ama kız kardeşin abiye, annnenin oğula olan kıskançlık duygularının verilebildiğini söyleyebilmemiz pek mümkün değil. Evet, düz bir film haline getiriyor bu duyguların, ruhsal çözümlemelerin filmdeki eksikliği. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bornova Bornova&lt;/em&gt; ise semtdaşlığı, zamanın ruhunu, arkadaşlık ilişkilerini, okul kırmaları, genç kız-erkek çatışmalarını, kuşatılmışlığı, aitsiz geleceği, düz lise-Anadolu Lisesi ayrımı üzerinden, sıkıntılı ama başarılı uzun diyaloglarla ve gerçeklikle veriyor. Filmdeki cinayet sahnesinin başarıyla kotarılmışlığını ve kötülüğün zaferini seyrederken, 12 Eylül'ün yarattığı kırılganlığı sezebileceğimiz pek çok alt metinsel okuma da mümkün hale geliyor. Hülasa, kötülüğün toplum üzerindeki bastırılmışlık zincirini kopararak açığa çıkması, gelecekte daha pek çok yerli filmin bu konu üzerine eğileceğini gösteriyor zannımca.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4861532193958522456?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4861532193958522456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4861532193958522456' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4861532193958522456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4861532193958522456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/11/yasasn-kotuluk.html' title='yaşasın kötülük'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-845916371376098644</id><published>2009-11-14T23:35:00.004+03:00</published><updated>2009-11-14T23:45:07.516+03:00</updated><title type='text'>sınav zamanları, futbol geceleri</title><content type='html'>İlkokul, ortaokul, lise. Ertesi gün veya yakın bir tarihte sınav olduğunda nasıl stresle geçerdi gün(ler). Özellikle pazartesi günkü sınavlardan nefret ederdim. Pazar günü öğleden başlardım çalışmaya. Saatler geçer, konular hatmedilir, akşam saatleri gelir, stres artar, gün biterdi. En sevdiğim pazar sinemasını seyretmeye bile isteğim olmazdı. 12'de başlardı pazar sineması, en geç 2'de biterdi. Bunu bile kendime zul görürdüm. Hatırlarım hala. &lt;em&gt;Cazcı Biraderler&lt;/em&gt;i bile kaçrımıştım Orta 3'te. TRT'nin tek kanal olduğu ve başka eğlencenin bulunmadığı zamanlar. Kızarım kendime, ne gereği vardı, örneğin din dersine bile çalışmaya, bu kadar ciddiye almaya herşeyi. Zaman kaybı gibi geliyor bunlar bana şimdi. &lt;br /&gt;O zamanlar şimdiki gibi pazar geceleri o gün oynanan maçlardan özetler gösterilirdi. Tek kanal olduğu için araya geyikler girmez, program uzamaz, zavallı Anadolu takımlarının maçlarına da sıra gelirdi. O güne pazar gecesi rutini haline gelen haftalık banyo olayı da girerdi. Bir reklam arasına veya öncesine maçların sığdırılan. Maçları seyretmek, golleri görmek en büyük keyif o zamanlar. Zira ertesi gün futbol konuşulacak arkadaşlarla. Skor tartışılacak, kızdırılacak takımları kaybetmiş arkadaşlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-845916371376098644?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/845916371376098644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=845916371376098644' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/845916371376098644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/845916371376098644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/11/snav-zamanlar-futbol-geceleri.html' title='sınav zamanları, futbol geceleri'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2804617715724081031</id><published>2009-11-13T16:15:00.004+03:00</published><updated>2009-11-13T16:28:42.159+03:00</updated><title type='text'>misafir teyzeler</title><content type='html'>Misafir teyzeler değil midir evde miskin miskin otururken keyif kaçıran. Eğer büyük bir toplanışsa, kadınların &lt;em&gt;gün&lt;/em&gt;ü gibi, daha sabahtan annenin hazırlanmaya başlamasından, sadece sabah değil, bir kaç gün öncesinden final sınavına girecek öğrenci gibi ortalığı veyveleye vermesinden, gündelikçi kadının bir gün önce eve çağrılıp genel temizliğin yapılmasından, misafir odasına girişin yeni bir emre kadar ertlenmesinden, kek, pasta, poğaça yapım işine alalacele girişilmesinden, babaya talimatlar yağdırıp neyi nereden alması gerektiğinin dikte ettirilmesinden anlaşılmaz mı? Eh evin ahalisine de o gün alışık olmadık biçimde öğleden sonra çay keyfi yapmaya ve yeni fırından çıkmış fındıklı kek yemek, değişik meze tabaklarını tatmak kalır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hoş geldiniz T. teyze?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zil çalar çalmaz ev kiyafetleri hızlı bir şekilde çıkartılır, dışarı kıyafetlerinden en yakında ve cansız olanı seçilir, misafir teyze anneyle hoş-beşe başlamışken, kapıda karşılanma işine geç kalındıysa içerde selamlaşılır ve en fazla beş dakikalık bir "nasılsınız-iyi misiniz-ben de iyiyim-işte n'oolsun okul devam ediyor, sınavlar var-tabii çalışmaz olur muyum?-E.amca nasıl?-çok sevindim" muabbetinden sonra kaçmak için bir fırsat aranır, ki en iyisi mutfaktan bir şey almak için ayağa kalkmak ve mutfak dönüşünde misafir odası yerine koridora çark etmektir. Giderken de kapıda bulunmak bir görevdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Güle güle, yine bekleriz, E. amcaya, T. abiye çok selamlar."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2804617715724081031?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2804617715724081031/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2804617715724081031' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2804617715724081031'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2804617715724081031'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/11/misafir-teyzeler.html' title='misafir teyzeler'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4662827205228940500</id><published>2009-11-13T13:43:00.005+03:00</published><updated>2009-11-13T14:06:23.829+03:00</updated><title type='text'>alışverişte</title><content type='html'>"Tatmak ister misiniz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün tanıtım standındaki genç kız bana doğru bakarak sormuştu. Bir eliyle sucuk parçalarını gösteriyor, diğer eliyle de tuttuğu maşayla sucukları döndürüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterdim aslında ama biraz önce önünüzden geçerken hapşıran ve hapşırırken elini yüzüne tutmaktan veya koluna doğru hamle yapmaktan aciz müşterinizi görünce vazgeçtim. Ama siz nereden bileceksiniz ki benim mükroplardan kaçındığımı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz de almazsanız işimiz hiç bitmeyecek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir taktik miydi, herkese söyledikleri bir yakarış, yalvarış tarzı mıydı bilmiyorum. Bana bu yakınlığı nereden gösterdiyodu anlamamıştım. Tamam, ben de zamanında reklam dağıtmıştım ve işimin bitmesi için elimdeki reklamların tümünü en kısa sürede verilen adreslere dağıtmam gerekmişti. O yüzden yolda, sokakta elinde reklam kağıtları, birden önüme doğru uzanan kolları hiç bir zaman pas geçmez, behemal alırdım. Erotik dükkanlar, üniversite sınav setleri, kurslar. Bazılarına şöyle bir göz gezdirir, bazılarını bir gözüm bana bröşürü verende, -ayıp olmasın babında- okumadan elimde buruşturur, ilk çöp kovasına atıverirdim. Tüm bunları düşünürken gözlerim sucuk standında nasıl kaçacağımı düşünüyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tamam, alayım o zaman, alışveriş yaparken yerim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elime bir kürdanla tutuşturdukları sucuk parçasına şöyle bir göz attım. Üniversite öğrencisi olduğum zamanlarda böyle imkanları kaçırmazdım. Zaten koku hodbehot beni çeker, hemen sıraya geçerdim. Sıra olurdu tabi o zamanlar. Ama ya artık insanların doymuşluğundan, ya da yükselen sağlıklı yaşama - ve dışarda bir şey yerken dikkatli davranma- trendinden artık bu tarz tanıtım olaylarına pek ilgi gösterilmediği barizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimdeki sucuk parçasını ağzıma atar gibi yaparken oradan uzaklaştım. Bu parçadan nasıl kurtulacaktım. Bir süre dolandıktan sonra, eh etrafta çöp kutusu da yoktu atacak, yumurta reyonundan gelirken bir fikir geldi. Sucuğu onluk yumurta setinin üstüne kürdanıyla astım. Reklamın iyisi kötüsü olmaz, alın işte size sucuklu yumurta reklamı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimdeki sıkıntıdan kurtulduktan sonra alışverişe geri döndüm. Bir süre sonra sucuk tanıtımı standının yakınından geçerken genç kızın önündeki yaşlı çifte söylediklerini duydum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Siz de almazsanız işimiz hiç bitmeyecek."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4662827205228940500?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4662827205228940500/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4662827205228940500' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4662827205228940500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4662827205228940500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/11/alsveriste.html' title='alışverişte'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5075527830155151941</id><published>2009-09-07T18:14:00.002+03:00</published><updated>2009-09-07T18:25:42.436+03:00</updated><title type='text'>çalışmanın  sıkıntısı</title><content type='html'>Teknolojimiz ne denli güçlü ve şirketlerimiz ne denli karmaşık olursa olsun, modern çalışma yaşamımızın en dikkati çeken özelliği belki de, sonuçta bakış açımızın bir yönüne kaynak oluşturan içsel bir olgudur: Yaptığımız işin bizi mutlu etmesi gerektiği yolunda, çoğu kişi tarafından paylaşılan bir kanıdır yani. Tüm toplumlar işe daima çok büyük önem vermiştir, ama çalışmanın bir ceza yahut eziyet olmadığını düşünen ilk toplum bizimkisidir. İlk kez biz, finansal bir zorunluluğun yokluğunda bile çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz. İş seçimimizin bizim kimliğimizi belirleyeceği o denli benimsenmiştir ki, yeni tanıdığımız kişilere sorduğumuz en ısrarlı soru, nereli oldukları ya da ana babalarının kim olduğu değil, ne &lt;em&gt;yaptıklarıdır&lt;/em&gt; ve anlamlı varoluşa giden yolun mutlaka, kazançlı bir iş kapısından geçmesi gerektiğine dair varsayım çok güçlüdür.&lt;br /&gt;Bu her zaman böyle değildi. M.Ö. dördüncü yüzyılda Aristo, insanın ruhsal tatminiyle parasal durumunun arasında yapısal uyumsuzluktan söz ettiğinde, iki bin yıldan daha uzun sürecek bir yaklaşımı dile getiriyordu. Çünkü Yunan düşünüre göre, finansal ihtiyaç kölelere ve hayvanlara mahsustu. Kol emeği, aklın tüccar yanları gibi, psikolojik bozukluğa yol açardı. Yurttaşlara, müziğin ve felsefenin armağan edeceği yüksek zevkleri yaşama fırsatını ancak, özel bir gelir ve boş geçen bir yaşam verebilirdi. &lt;br /&gt;Alain de Botton (&lt;em&gt;Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı &lt;/em&gt;kitabından alıntı) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun alıntının nedeni bir an durup düşünmemi/düşünmenizi sağlamak: Ben ne yapıyorum? Yaptığım işte mutlu muyum? İstediğim hayat bu mu? Aslında hiç de zor değil bırakmak, yelken açmak belirsizliğe. Denemeye değer bana kalırsa.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5075527830155151941?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5075527830155151941/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5075527830155151941' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5075527830155151941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5075527830155151941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/09/calsmann-sknts.html' title='çalışmanın  sıkıntısı'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7580537035869687041</id><published>2009-07-31T12:27:00.002+03:00</published><updated>2009-07-31T12:29:53.509+03:00</updated><title type='text'>hatun dediğin</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SnK5B5DA2gI/AAAAAAAAAFg/HluBHcHEQVE/s1600-h/juliette.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 226px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SnK5B5DA2gI/AAAAAAAAAFg/HluBHcHEQVE/s320/juliette.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364553548296149506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Juliette gibi olur. Yeşil basın bilekliğinin verdiği imtiyazla en önden seyrettim. Festivaldeki en güzel 15 dakikamdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7580537035869687041?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7580537035869687041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7580537035869687041' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7580537035869687041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7580537035869687041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/07/hatun-dedigin.html' title='hatun dediğin'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SnK5B5DA2gI/AAAAAAAAAFg/HluBHcHEQVE/s72-c/juliette.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4265543538802487266</id><published>2009-07-29T16:10:00.003+03:00</published><updated>2009-07-29T16:20:28.684+03:00</updated><title type='text'>gudubet güçleri narsist gerillalara karşı</title><content type='html'>Hep olur bana. Nedeni de neredeyse hiç bir şarkının sözlerini tam olarak bilmememdir. Şarkının ilk bir iki satırından sonraki satırların sadece belirli bölümleri kalır aklımda. Geri kalan sözcükleri ise kafamdan uydururum. Sizi yanıltmasın, bu durum şarkının tüm sözlerini kafadan uydurarak yeni bir güfte yazmak gibi değildir. Zira, yeni bir güfte şarkıdaki anlamı da değiştiriverir. Benim yaptığım ise anlamı bozmadan unttuğum sözcük ve söz öbeği yerine yenisi koyma çalışmasıdır. Eh, bunu için biraz da hece sayıp unuttuğum sözcük yerine gelecek sözcüğün hece sayısını da bir tutturmak gerekir. Ne ki, çok defa da benim bulduğum sözcük veya söz öbeği oturmaz şarkıya. Böylesi durumlarda gerçek kelimenin ne kadar başarılı ve cuk oturan bir yapısının olduğunun farkına varır, kendi yeteneksizliğime küfrederim. Unutulan sözcüğün ne olduğunu hatırlamak için yanıp tutuşurum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazan de sırf edebi veya gerçeküstücü geldiği için söz öbekleriyle oynarım. Gudubet güçleri narsist gerillalara karşı örneğinde olduğu gibi dönüp dolaşan bu öbekler farklı ve dikkat çekici olabilirler. Bir kaç dakika sonra ise unuturum her şeyi, normal yaşama dönerim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4265543538802487266?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4265543538802487266/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4265543538802487266' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4265543538802487266'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4265543538802487266'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/07/gudubet-gucleri-narsist-gerillalara.html' title='gudubet güçleri narsist gerillalara karşı'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4377842540758339995</id><published>2009-06-15T22:33:00.002+03:00</published><updated>2009-06-15T22:41:19.565+03:00</updated><title type='text'>yoav</title><content type='html'>Eğer artık yaptıklarınızla değil, yapmadıklarınızla; gittikleriniz değil gidemediklerinizle hayıflanmaya başladıysanız yaşlanmaya başlamıssınızdır demektir. İyi ama bizim de İstanbul'a sürekli bir festival peşinde koşma şansımız  olmuyor. Bu seneki &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Chill Out&lt;/span&gt; Festivali erken bir zamanda arzıendam ettiği için gidememiştik. Bu haftasonu olan One Love Fest'e de Ankara dışında olacağım için katılmayacağım. Ama olsun hala ve hala 2003 yılındaki Manu Chao'nun çaldığı One Love Fest'in tadı damağımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seneki &lt;span style="font-style:italic;"&gt;Chill Out Fest&lt;/span&gt;'in güzel isimlerinden Yoav'u tavsiye ederim. Güzel muzik yapıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.yoavmusic.com/uk/  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat down tempo'da mı geçiyor ne?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4377842540758339995?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4377842540758339995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4377842540758339995' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4377842540758339995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4377842540758339995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/06/yoav.html' title='yoav'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-873180948071856555</id><published>2009-06-15T14:17:00.003+03:00</published><updated>2009-06-15T14:28:35.171+03:00</updated><title type='text'>soru işareti ?</title><content type='html'>Geçen gün gittiğim D&amp;R mağazasındaki dergi reyonunda Esquire dergisinin Amerikan versiyonunu karıştırıken (ne var ki, merak ettim sadece ne varmış ecnebi dergilerde diye)ilginç bir şeye rastladım. Christoper Walken (abimizdir) ile yapılan "What've I Learned" söyleşi köşesinde, Walken soru işaretinin kökeninin Mısır hiyeroglifleri olduğunu, arkadan görünüş itibarıyla yürüyen bir kedinin kuyruk görüntüsünden ortaya çıktığını söylüyordu. Sembolün asıl anlamı ise kedilerin sizi sallamadıkları zamanki davranışıymış. Çekip gitmeleri, size aldırmadıkları an. Neden diye kafanızda soru işretleri çakarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da tüm söyleşinin linki, paylaşayım dedim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.esquire.com/features/what-ive-learned/christopher-walken-0609"&gt;http://www.esquire.com/features/what-ive-learned/christopher-walken-0609&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-873180948071856555?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/873180948071856555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=873180948071856555' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/873180948071856555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/873180948071856555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/06/soru-isareti.html' title='soru işareti ?'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8457984519593697658</id><published>2009-06-13T10:57:00.003+03:00</published><updated>2009-06-13T11:07:44.560+03:00</updated><title type='text'>en uzak sahil</title><content type='html'>Ursula K. Le Guin ablamızın Yerdeniz'in üçüncü kitabı "En Uzak Sahil" kitabında Arren'le Başbüyücü Ged arasında geçen bir konuşma vardır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Emlad'da", dedi Arren bir süre sonra, "hocası taş olan bir öğrencinin hikayesini anlatırlar."&lt;br /&gt;"Yaa?.. Peki ne öğrenmiş?"&lt;br /&gt;"Soru sormamayı."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8457984519593697658?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8457984519593697658/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8457984519593697658' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8457984519593697658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8457984519593697658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/06/ursula-k.html' title='en uzak sahil'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3691362207124414631</id><published>2009-05-25T17:47:00.002+03:00</published><updated>2009-06-01T01:04:47.179+03:00</updated><title type='text'>Adagio for Strings, op.11</title><content type='html'>" kadın gitti. kahkaha durdu. ama erkek hala burada. böyle değil.. yapayalnız. bakın ona.. bu yalnızca bir film. bir kurgu. yine de, acıtıyor.." (&lt;em&gt;Reconstruction&lt;/em&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kurguydu her şey. Yalnıza bir filmdi ama sanırım Kopenhag sokaklarında zaten iyi bitemezdi hiçbir şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3691362207124414631?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3691362207124414631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3691362207124414631' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3691362207124414631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3691362207124414631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/05/adagio-for-strings-op11.html' title='Adagio for Strings, op.11'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5562284369216014190</id><published>2009-05-23T22:51:00.000+03:00</published><updated>2009-05-23T22:52:30.419+03:00</updated><title type='text'>doğru söze..</title><content type='html'>"Sinemaya aynı bakışı paylaşmayan bir çift birlikteliklerini sürdüremez. Biri rap sevip Beethoven'den nefret edebilir, diğeri ise tam tersini yapabilir. Ama biri Spielberg'in sinemasını seviyor, diğeri nefret ediyorsa, günün birinde mutlaka ayrılacaklardır, çünkü sinema hala dünyanın temsilidir..." Jean-Luc Godard&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5562284369216014190?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5562284369216014190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5562284369216014190' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5562284369216014190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5562284369216014190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/05/dogru-soze.html' title='doğru söze..'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1136617648954437728</id><published>2009-05-12T17:51:00.003+03:00</published><updated>2009-05-12T18:02:07.998+03:00</updated><title type='text'>barthes</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SgmPad5ZbGI/AAAAAAAAAFY/bvnKO-gCQRs/s1600-h/yaz2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 160px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SgmPad5ZbGI/AAAAAAAAAFY/bvnKO-gCQRs/s320/yaz2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334952918461803618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1136617648954437728?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1136617648954437728/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1136617648954437728' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1136617648954437728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1136617648954437728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/05/barthes.html' title='barthes'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SgmPad5ZbGI/AAAAAAAAAFY/bvnKO-gCQRs/s72-c/yaz2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5939874227457151297</id><published>2009-05-04T23:03:00.003+03:00</published><updated>2009-05-04T23:06:52.953+03:00</updated><title type='text'>herşeyin şarkısı</title><content type='html'>tarih durmadan yazılıyordu ve&lt;br /&gt;dediler ki ulus baker...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fransız şair bousquet demiş ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yaralarım benden önce de vardı&lt;br /&gt;ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tayfa bandista dinlemek lazım. baharın çoşkusuyla, mayısın delifişekliğiyle, biber gazlarına inat!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5939874227457151297?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5939874227457151297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5939874227457151297' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5939874227457151297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5939874227457151297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/05/herseyin-sarks.html' title='herşeyin şarkısı'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-137239877115210372</id><published>2009-04-16T18:02:00.005+03:00</published><updated>2009-04-16T18:09:59.836+03:00</updated><title type='text'>minervanın baykuşu</title><content type='html'>Minerva'nın baykuşu. Hani şu hep gün batarken uçmaya başlayan baykuş. Hegel'in kullandığı metafor, olaylar hakkındaki düşüncemizi ancak olaylar bittikten sonra oluştururuz anlamında kullanılmaktadır. Felsefenin işlevi de budur: Önce olaylar meydana gelir, onlar hakkındaki düşüncelerimizi ve zihinsel kavrayışlarımızı sonradan oluştururuz. &lt;br /&gt; &lt;blockquote&gt; Dünyanın nasıl olması gerektiğini öğrenmek iddiası üzerine bir söz daha söyliyelim: Felsefe bu konuda daima geç kalır. Dünyanın düşüncesi olarak felsefe, ancak realite oluşum sürecini işleyip bitirmiş olduğu zaman ortaya çıkar. Kavramın öğretiğini tarih aynı zorunlulukla gösterir: ancak varlıkların olgunluk çağındadır ki, ideal reel'in karşısında boy gösterir ve aynı dünyayı cevheri içinde kavradıktan sonra, onu bir fikirler alemi şeklinde yeniden inşa eder. Felsefenin soluk rengi solgun zemine vurduğu zaman, hayatın tezahürü ihtiyarlık günlerini tamamlıyor demektir. Felsefenin soluk rengiyle o gençleştirilemez, sadece bilenebilir. &lt;strong&gt;Minerva'nın baykuşu, ancak gün baterken uçmaya başlar&lt;/strong&gt;." ( a.g.e sy:31)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Gün bitti, bugün de akşam oldu, artık farkediyorum olanları. İyi veya kötü, önemli olan üzerinde bir düşüncemin olması. Beni farklı kılan da bu olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-137239877115210372?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/137239877115210372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=137239877115210372' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/137239877115210372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/137239877115210372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/04/minervann-baykusu.html' title='minervanın baykuşu'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6007564941154175969</id><published>2009-04-13T14:03:00.002+03:00</published><updated>2009-04-13T14:09:03.246+03:00</updated><title type='text'>kendime notlardan</title><content type='html'>Godard. Film: Parodi. Lumiere kardeşler. Asker trenin gara girişi sahnesini hatırlatırcasına korkuyor. Asker banyo yapan çıplak kadını görmek için ekranın sağına, soluna bakınıyor, kuvetin içine bakmak isterken perdeyi yırtıyor geçiyor. &lt;br /&gt;Godard. Aynı film. Gerçek: Tüm dünyayı dolaşan askerler talan ettikleri ülkelerden  zengin olarak dönüyorlar. Ama nasıl zenginlik? Gittikleri ülkelerin karpostallarını getiriyorlar. Farklı ülkeler, şehirler, anıtlar, kategoriler.&lt;br /&gt;Woody Allen. Film: Mizah. Muz cumhuriyeti. Sakalım yok ki beni dinleyesin.&lt;br /&gt;Woody Allen. Farklı film: Malcolm McLuhan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6007564941154175969?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6007564941154175969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6007564941154175969' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6007564941154175969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6007564941154175969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/04/kendime-notlardan.html' title='kendime notlardan'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8567424795865649747</id><published>2009-03-18T23:56:00.003+03:00</published><updated>2009-03-18T23:59:34.835+03:00</updated><title type='text'>ben çocukken</title><content type='html'>ben çocukken&lt;br /&gt;kıpkırmızı bir elmayken,&lt;br /&gt;        kuralsız ve kutsanmış&lt;br /&gt;             en güzel şarkılarımı söyledim&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8567424795865649747?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8567424795865649747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8567424795865649747' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8567424795865649747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8567424795865649747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/03/ben-cocukken-kpkrmz-bir-elmayken.html' title='ben çocukken'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5740456843795744842</id><published>2009-03-18T23:48:00.002+03:00</published><updated>2009-03-18T23:55:51.458+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='musica'/><title type='text'>set the controls...</title><content type='html'>Bu şarkı bu dünyaya ait değil. Yıllardır dinlememiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küllerinden doğan Pompei. Pompei'den yükselen ses:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/regHATpzDbw&amp;hl=en&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/regHATpzDbw&amp;hl=en&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5740456843795744842?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5740456843795744842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5740456843795744842' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5740456843795744842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5740456843795744842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/03/set-controls.html' title='set the controls...'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4552837265151622218</id><published>2009-02-26T19:22:00.002+03:00</published><updated>2009-02-26T19:37:38.482+03:00</updated><title type='text'>sanat ve sinema II</title><content type='html'>Sanattan beklediğimiz ne olmalı sorusuna verebileceğimiz cevaplardan bir tanesi de sanat eserinden aldığımız zevk veya keyif olarak verilebilir. Hume gibi filozoflar sanat ve zevki doğrudan birbirleriyle ilişkilendirmişler, sanat hakkındaki önemli şeyin hoşluğu ve ondan aldığımız zevk olduğunu ve bunun bizim duygularımzla ilgili bir şey olduğunu söylemişlerdir. Hume, estetik tercihlerin sanat eserini gözlemleyinin beğenisine bağlı olduğunu, bakılan nesne hakkındaki ifadelere ait olmadığını ileri sürmüştür. Yani sanatı sanat yapanın insanların ortak beğenisinin, "standart beğeniye" doğru kayışı olduğunu iddia etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, sanatla ve keyif arasındaki bu doğrudan güçlü bağı savunabilmek zaman geçtikçe imkansız hale gelmiştir. Sanat eserlerinin tekniğin olanaklarıyla da yeniden üretimi, popüler ürünlerin sayısının artmasına ve insanların bu ürünlere yoğun ilgi göstermesine neden olmuştur. &lt;em&gt;Recep İvedik&lt;/em&gt; gibi filmlerin de insanların zevk veya keyif aldıkları bir araç olarak sanatsal olduğunu düşündürür hale getirmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4552837265151622218?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4552837265151622218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4552837265151622218' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4552837265151622218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4552837265151622218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/02/sanat-ve-sinema-ii.html' title='sanat ve sinema II'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5523904776256586849</id><published>2009-02-26T00:28:00.003+03:00</published><updated>2009-02-26T00:47:58.366+03:00</updated><title type='text'>sanat ve sinema</title><content type='html'>Recep İvedik filmleri serisinin (şimdilikk iki tane) getirdiği önemli tartışma konularından bir tanesi de filmlerin ne kadar sanatasal olduğu üzerineydi. "Anti-entellektüellerin" baştacı olarak da gösterilen ilk film sonuçta gişe de çok başarılı olmuş, 4 milyona ulaşan seyirci sayesinde rekor kırımıştı. İkincisinin aynı rakamlara ulaşması şaşırtıcı olmayacak. Bir tarafta Cannes'da en iyi yönetmen ödülü alan N. B. Ceylan'nın filmi 15 bine, yılın en iyi filmlerinden Sonbahar hala 5 rakamlı haneli rakamlara ulaşamazken, tartışmak istediğim klişe bir şekilde neden bazı filmlerin tercih ediliyor oluşu ve diğerinin tercih edilmiyor oluşu değil. Recep İvedik filmlerinin ciddi seyirci sayıları, yönetmeninin filmini sanatsal olarak görmeye başlamasına kadar götürmesi. &lt;br /&gt;Ben her iki filmi de seyretmedim ama sanatsal bir filmin nasıl olması gerektiği üzerine kafa yormanın da sanatsal filmin modernist kodlarının açığa çıkarılmasıyla değil, bu filmlerin hangi sanatsal-tarihsel yanılgılar sonucu reddedediliyor olmasıyla ilgili. Bunun için sanatın (veya güzel sanatların) kendine özgün yapısını da tartışmak gerekecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5523904776256586849?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5523904776256586849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5523904776256586849' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5523904776256586849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5523904776256586849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/02/sanat-ve-sinema.html' title='sanat ve sinema'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3449009910151282235</id><published>2009-01-29T22:43:00.002+03:00</published><updated>2009-01-29T22:58:55.703+03:00</updated><title type='text'>2008'in filmleri</title><content type='html'>Artık gelenekselleşmiş yılın filmleri listesini yayınlama zamanı geldi de geçiyor. Neredeyse hepsi 2007 yılında çekilmiş olmasına rağmen burada ancak 2008 yılı içerisinde seyretme şansı bulabildiğim filmlerin de olduğu listede geçen yıl olduğu gibi bir sıralama yapmayı gereksiz görüyorum. Zira, filmlerin her birinde sevdiğim özellikler farklılık gösteriyor ve bu özellikleri birbirinden ayırmak yerine birarada tutmak daha mantıklı. İşte aşağıda bu senenin sıralama-gerektirmeden-iyi-olan-ve-hep-iyi-kalacak-filmleri listesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kan Dökülecek&lt;/em&gt; - Upton Sinclair’in “Oil!” adlı romanından uyarlanan film Paul Thomas Anderson'un en başarılı filmlerinden&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İhtiyarlara Yer Yok&lt;/em&gt; - Coen Kardeşlerin bir ciddi, bir muzip filmleri serisinden ciddi ve başarılı olanı&lt;br /&gt;&lt;em&gt;4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün&lt;/em&gt; - Diğerleri gibi 2007 yapımı olup 2008'de seyredebildiğim Rumen filmi&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Paranoid Park&lt;/em&gt; - Gus Van Sant'ın gittikçe artan kalitesi&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kırmızı Balonun Yolculuğu&lt;/em&gt; - Hou Hsiao-Hsien'ın ilk Fransızca filmi&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Alexandra&lt;/em&gt; - Minimalist başyapıt&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gomorra&lt;/em&gt; - Gerçekçiliği çarpan&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Tanrının Vadisinde&lt;/em&gt; - Irak savaşı karşıtı bir Amerikan filmi&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Redacted&lt;/em&gt;Türkiye'de neredeyse hiç ama hiç üzerinde durulmayan bir Brian De Palma filmi. Kesinlikle yılın en başarılarından.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Into the Wıld&lt;/em&gt; Konusu hoş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eküriler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Vicky Christina Barcelona&lt;br /&gt;9.90&lt;br /&gt;Kara Şovalye&lt;br /&gt;Fidel'in yüzünden&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yerliler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Süt&lt;br /&gt;Sonbahar&lt;br /&gt;Gitmek&lt;br /&gt;3 Maymun&lt;br /&gt;Tatil Kitabı&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3449009910151282235?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3449009910151282235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3449009910151282235' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3449009910151282235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3449009910151282235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2009/01/2008in-filmleri.html' title='2008&apos;in filmleri'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4828064864095086505</id><published>2008-12-16T17:08:00.000+03:00</published><updated>2008-12-16T17:30:39.470+03:00</updated><title type='text'>tarz mı, konu mu?</title><content type='html'>Konu.&lt;br /&gt;Tarz.&lt;br /&gt;Sinemada yenigerçekçilik akımı, herşeyden önce Bazin'in deyişiyle"gerçek devrimin deyiş [style] alanından çok konu alanında olduğu, sinemanın bir şey söyleme tarzından çok dünyaya bir şey söylemesinden ortaya çıktığı sonucuna" varılmasıyla yakından ilgilidir. Yani konu, tarzdan önce gelmektedir.&lt;br /&gt;Sinemaya gittiğimizde önce filmin konusunu çözmeye çalışırız. Başka da şansımız yoktur. Zira, ilk defa gördüğümüz bir filmde neler olduğunu, hangi karakterin "iyi", hangisini "kötü", neden filmdeki olayların öznesi durumundalar'ı  anlamamız bizim filmden elde edeceğimiz asgari zevkin ilk meyveleridir. Konuyu anlamamız elzemdir. Film seyrederken zihnimizdeki bilişsel süreçler daha çok konuyu çözmeye yönelir. Filmin tarzına, hangi açıdan karakterin gösterildiğine, yaratılan atmosferin psiklojik öğelerine ikincil olarak dikkat ederiz. Aslında ikincil konuları filmi sonraki seyredişlerimizde daha dikkatle anlamaya çalışırız.&lt;br /&gt;İyi ama sinema salonlarında bir filmi seyretmek herşeyden önce "mani" meselesidir. İkinci defa aynı filme sinema salonunda gitmek pahalı kaçar. Filmi indirmek, önceden seyretmek, altyazısız, kötü kopyalarına bakmak aynı duyguyu veremez.&lt;br /&gt;Ben de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gomorra&lt;/span&gt; üzerinde yazmak isterdim, ama sadece bir defa seyrettiğim bir film üzerinde yazmam neredeyse ünsanüstü bir çaba istiyor. Açın bakın film eleştirileri yayınlayan dergilere. Hepsi filmin meramını anlatmayı filmi eleştirmek zannediyor. Önce bir yerlerden alıntı, sonra filmden bir kaç sahneyi anlatım, sonra ilk yapılan alıntılara bağlayıp, filmle bağlantılı toplumsal veya bireysel bir mevzu üzerindeki fikirlerin sunulumu. Daha fazlasına gerek yok. Tarz, sinemasal bir çaba, sinema tarihi üzerine bir yerlere yerleştirme, sinema kuramı üzerinden bir yerelre gitme  gayreti yok.&lt;br /&gt;Konu önemli ama perdede sanatsal birşeyleri keşfetmeyi özlüyor insan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4828064864095086505?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4828064864095086505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4828064864095086505' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4828064864095086505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4828064864095086505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/12/tarz-m-konu-mu.html' title='tarz mı, konu mu?'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2345470029461765927</id><published>2008-11-11T16:11:00.000+03:00</published><updated>2008-11-11T16:20:08.573+03:00</updated><title type='text'>mega-loman</title><content type='html'>Benjamin üzerine kaleme aldığı nefis denemesinde Hannah Arendt şunları belirtir: "1930'lu yıllarda Benjamin'i en iyi tanımlayan özelliği, hep yanında taşıdığı ve yorulmak bilmez bir enerjiyle, günlük hayatın ve okumaların "incileri"yle "mercanlar"ı şeklindeki alıntıları kaydettiği küçük siyah kaplı defterleriydi. Bazen onları yüksek sesle okur, şık ve kıymetli bir koleksiyonun parçalarıymış gibi etrafındakilere gösterirdi". (Susan Sontag, &lt;em&gt;Fotoğraf Üzerine&lt;/em&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alıntıyla tarihe eklenmiş bir varlık olarak yerimi sağlamlaştırıyorum. Susan Sontag'ın kitabında, Hannah Arendt'in Benjamin üzerine yaptığı yorumu kendi blogumda yayınlayarak bu bağlantıyı devam ettirme fırsatını kullanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ÖyleveyaBöyle&lt;/em&gt; -&gt; Susan Sontag -&gt; Hannah Arendt -&gt; Walter Benjamin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2345470029461765927?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2345470029461765927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2345470029461765927' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2345470029461765927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2345470029461765927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/11/mega-loman.html' title='mega-loman'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1919956926934732715</id><published>2008-11-07T12:06:00.000+03:00</published><updated>2008-11-07T12:24:27.737+03:00</updated><title type='text'>Saçma şiir serisi (I)</title><content type='html'>bunları sabah akşam üç defa okuyorsunuz, tüm dertleriniz bitiveriyor:&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;kinoklar, konstrüktivistler, aristoteles, dziga vertov, sinegöz, sineyumruk, kinopravda, sinehakikat, madonna delle arpie,&lt;br /&gt;eisenstein, montaj kuramı, piaget, egocentrism, çocuk ve ağız: çığlık,&lt;br /&gt;kelime ve imaj, film biçimi, üçüncü anlam, roland barthes.&lt;br /&gt;leni riefenstahl, visconti, menippea, bakhtin, pethos, ranciére, alka seltzer reklamları!&lt;br /&gt;der lauf der dinge, rube goldberg, pitagora soichi, zeitgeist,&lt;br /&gt;arbus sergisi, telos, ad hoc, mimesis, angelo poretti, leitmotiv...&lt;br /&gt;vachel lindsay, photoplay, münsterberg, arnheim, sanat olarak sinema, ricciotto canuda, prenses ve bezelye tanesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1919956926934732715?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1919956926934732715/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1919956926934732715' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1919956926934732715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1919956926934732715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/11/sama-iir-serisi-i.html' title='Saçma şiir serisi (I)'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6260888423940638650</id><published>2008-10-13T16:26:00.000+03:00</published><updated>2008-10-13T16:55:01.767+03:00</updated><title type='text'>foucoult'nun çin ansiklopedisi</title><content type='html'>Ve sonra bir gün Foucoult &lt;em&gt;Şeylerin Düzeni&lt;/em&gt; kitabında Borges'in bir hikayesinde bahsi geçen Çin Ansiklopedisi'ndeki bir taksonomiyi kullanır. Bu ansiklopedide hayvanlar söyle tasvir edilmişlerdir:&lt;br /&gt;a) imparatora ait olanlar, b) mumyalanmış olanlar, c) evciller, d) süt domuzları, e) denizkızları (sirenler), f) düşsel olanlar, g) sokak köpekleri, h) bu sınıflandırmaya dahil edilmiş olanlar, ı) azgınlar, j) sayılması mümkün olmayanlar, k) incecik bir devetüyü fırçayla resmi yapılanlar, k) ve saire, m) az önce su testisini kırmış olanlar, n) uzaktan bakınca sinek gibi görünenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu taksonomide olağanüstü olan, der Foucoult, başka bir düşünce sisteminin egzotik cazibesi, bizim böyle bir düşünce sisteminden yoksun olmamız ve &lt;em&gt;bunu&lt;/em&gt; düşünmemizin katıksız imkansızlığıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6260888423940638650?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6260888423940638650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6260888423940638650' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6260888423940638650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6260888423940638650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/10/foucoultnun-in-ansiklopedisi.html' title='foucoult&apos;nun çin ansiklopedisi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-11822504115982701</id><published>2008-09-05T14:31:00.000+03:00</published><updated>2008-09-05T14:40:23.319+03:00</updated><title type='text'>kısa film kolaj</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SMEZDRpKUuI/AAAAAAAAAC8/IM2V2d0E2RM/s1600-h/Icon_60_by_blisterine66.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SMEZDRpKUuI/AAAAAAAAAC8/IM2V2d0E2RM/s320/Icon_60_by_blisterine66.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5242498985302315746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(http://blisterine66.deviantart.com/art/Icon-60-76887497)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bir kolajın çekiciliğinde yatan karşınıza ne çıkacağını bilmemenizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basitlikle kotarılmış herhangi bir video-kolaj, imaj dünyasının dijitalleşmesiyle ortaya çıkarken kısa filmciliğin sonunu yavaş yavaş hazırlamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-11822504115982701?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/11822504115982701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=11822504115982701' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/11822504115982701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/11822504115982701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/09/ksa-film-kolaj.html' title='kısa film kolaj'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SMEZDRpKUuI/AAAAAAAAAC8/IM2V2d0E2RM/s72-c/Icon_60_by_blisterine66.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5652613841570949342</id><published>2008-09-02T17:08:00.000+03:00</published><updated>2008-09-02T17:11:31.569+03:00</updated><title type='text'>bir soru</title><content type='html'>Bedenlerimiz neden deride başlar ya da biter? Bir bilgisayar ağında, insanla mekanik parçalar arasında nihai bir ayrım yoktur. Kartezyen akıl/beden, makina/organizma, erkek/kadın, hayat/ölüm ayrımları... siberuzayda anlamsızdır.&lt;br /&gt;Hepimiz meleziz, mozaiğiz, aslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu canavarlarız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5652613841570949342?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5652613841570949342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5652613841570949342' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5652613841570949342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5652613841570949342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/09/bir-soru.html' title='bir soru'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-635472835234341664</id><published>2008-08-21T17:33:00.000+03:00</published><updated>2008-08-21T17:37:15.006+03:00</updated><title type='text'>tractatus</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SK183Gp0cCI/AAAAAAAAAC0/kCMQsLamnDg/s1600-h/smithson_heap.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SK183Gp0cCI/AAAAAAAAAC0/kCMQsLamnDg/s320/smithson_heap.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236979227822420002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kişi üzerinde konuşamadığı şey hakkında susmalı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Wovon man nicht sprechen kann, darüber muss man schweigen. (Wittgenstein, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tractatus Logico-Philosphicus)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-635472835234341664?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/635472835234341664/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=635472835234341664' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/635472835234341664'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/635472835234341664'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/08/tractatus.html' title='tractatus'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SK183Gp0cCI/AAAAAAAAAC0/kCMQsLamnDg/s72-c/smithson_heap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3067453717715611919</id><published>2008-08-19T11:01:00.001+03:00</published><updated>2008-08-19T11:21:30.605+03:00</updated><title type='text'>Kara Şovalye'nin düşündürdükleri</title><content type='html'>Yok, film üzerine değil, sadece Kara Şovalye'deki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Oyun Teorisi&lt;/span&gt; üzerine anlattığım sekans hakkına dün yazdıklarımı okurken(e) aklıma gelenleri yazacağım. Nedense zihnim her filmden çıktıktan sonra filmdeki sahnelerdekileri gerçek hayata çevirip, bu sahnelerin olamamazlığı, gerçekleştirilemezliği, noksanlıkları veya hatalarıyla ilgili teroiler kurar. Bazen ben üzerinde düşündüğümde, bazen kendisi bana haber vermeden düşünür; sonra, tak, dolmuşta parayı uzatırken "tabiii ya" olurum.&lt;br /&gt;Bu feribot sahnesine (takmadım tabii) olan ilgim ise gerçek hayatta böyle bir durumda olabilecekler üzerine. Biliyorsunuz Oyun Teorisi'nin açıklandığı örneğin temeli (daha doğrusu bu teorinin popülerleşmesini sağlayan mahkumların ikilemi benzeri düşünce deneylerinde bahsedilen örnekler, ki zira bu teorem verilen örnekten çok dahaz fazla iddiada bulunmaktadır tahminimce) suçluların birbiriyle iletişime geçemeyecek olması. Yani birbirlerinin ne cevap verdiklerini bilmedikleri için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;win-win&lt;/span&gt; durumunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, bencilce davranıp davranmadıklarını bilemeyecek olmaları. Feribottaki durumda da aynı durum geçerli. Birbirlerinden haberleri olmadıkları için insanlar (zira telsizler çalışmıyor) kendi kararlarını vermek zorunda kalıyorlar. Filmin anlatısı (narration) içerisinde pek fazla sorgulamaya zaman bulamadığımızdan da sahnelerin saçmalağını tartışamıyoruz filmi seyrederken. Daha doğrusu farkedemiyoruz. Bu da bilişsel film teorisinin kapsamı içine girebilecek bir mevzu aslında. Her neyse, anlatı dilinden dolayı da filmin dışına (filmin sürekliliği, heyacanı (!)) çıkamadığımzdan dolayı, neredeyse 15 dakikalık bu sürede birbirlerinden haber alamayacak olduklarını kabul ettiğimiz bu insanların nasıl davranacaklarını, neler yaptıklarını seyrediyoruz. Neden? Çünkü birbirlerinden haber alamıyorlar.&lt;br /&gt;İyi ama kardeşim artık cep telefonu var. Çıkar telefonu ara tanıdıklarını. Feribottaki görevliler arasın ya da. Diğer feribottaki görevlilerle ilişkiye geçilsin. Ya da çok mu zor sesini duyurmak hemen yanı başındaki feribota? Niye, zira joker öyle dedi ve biz de filmi bize sunulan çerçeve içinde seyredip beyin mekanizmalarımızı buna uydurmalıyız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3067453717715611919?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3067453717715611919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3067453717715611919' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3067453717715611919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3067453717715611919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/08/kara-ovalyenin-dndrttkleri.html' title='Kara Şovalye&apos;nin düşündürdükleri'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7716021160594556412</id><published>2008-08-18T16:52:00.001+03:00</published><updated>2008-08-18T17:24:44.485+03:00</updated><title type='text'>Kara Şovalye (Dark Knight)'deki Oyun Teorisi</title><content type='html'>&lt;spoiler&gt;Kara Şövalye (Dark Night, 2008) filminde bilenler &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Oyun Teorisi&lt;/span&gt;'nin kullanımını farketmiştir. Joker (the bad good guy) filmin sonlarına doğru, birinde hapisaneden başka bir yere tahliye edilen mahkumları, diğerinde ise sıradan halkı taşıyan, içi patlayıcı dolu iki tane feribottaki insanlardan bir seçim yapmasını ister.  Her iki feribottada diğer feribotu tek bir düğmeye basarak patlatabilecek bir mekanizma vardır. Eğer saat 12 'de bir feribottaki düğmeye basılırsa diğer feribot havaya uçacak, ve düğmenin basıldığı feribottakiler kurtulacaktır. Aynı şey diğer feribottakiler için de geçerlidir. Onlar da düğmeye basarlarsa kurtulacaklardır. Her ikisinin de düğmeye basma gibi bir durumları da vardır ve (bence) Joker'in aslında istenen de odur. İki feribottakilerin de aynı anda tek kurtuluş yolu düğmeye &lt;span style="font-style: italic;"&gt;basmamaktır&lt;/span&gt;. Oyun teorisinin elemanları tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;Düğmeye basmamak filmde insan olarak kalmanın, umutunu sürdürmenin tek yolu olarak gösterilir. Her neyse, birinci feribottakiler oldukça saçma bir klişeyle oylama yapmaya karar verirler. Size o stres altında bile oylama yapmayı akıl ettireceğini düşündürten Amerikan demokrasinin palavralarını dinlerken diğer feribottakiler başka bir klişenin öğeleridirler: Turuncu giysileriyle akıllarımıza kazınmış suçlular. Birinci feribottakiler oylamayı yaparlar (hemen kağıt kalem bulunur tabii) ve sonuç düğmeye basmaktır. Nasıl olsa öteki feribottakiler suçludurlar. Diğer feribotta ise filmin en ilginç sahnelerinden birisi gerçekleşir. Turuncu giysili, katil bakışlı, zenci koca oğlan bir mahkum çıkar ortaya: "Suçu bizim üzerimize atabilirsiniz. Düğmeye bana verin ve ben basabilirim." Herkes koca oğlanın düğmeye basacağını düşünürken. Nanik! O mekanizmayı alır ve feribottan aşağı atar. Artık biliyoruzdur. İyilik kazanacaktır. Zira, diğer feribotta da oylamayı yaptırtan zat eline geçirdiği mekanizmada düğmeye bir türlü basamaz ve mekanizmayı bırakır elinden.&lt;br /&gt;&lt;/spoiler&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7716021160594556412?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7716021160594556412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7716021160594556412' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7716021160594556412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7716021160594556412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/08/dark-kinghttaki-oyun-teorisi.html' title='Kara Şovalye (Dark Knight)&apos;deki Oyun Teorisi'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4655031146556890973</id><published>2008-08-13T12:08:00.000+03:00</published><updated>2008-08-13T12:12:50.565+03:00</updated><title type='text'>itaat et</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SKKkwtP_ROI/AAAAAAAAACs/N7fOndFfvMo/s1600-h/obey.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SKKkwtP_ROI/AAAAAAAAACs/N7fOndFfvMo/s320/obey.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5233926873645270242" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Televizyon, filmlerle, eğlence ve haber programlarıyla düzenli olarak kesintiye uğratılan bir reklam akışıdır (Lazzarato)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4655031146556890973?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4655031146556890973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4655031146556890973' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4655031146556890973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4655031146556890973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/08/itaat-et.html' title='itaat et'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SKKkwtP_ROI/AAAAAAAAACs/N7fOndFfvMo/s72-c/obey.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1092030056037554977</id><published>2008-08-07T10:22:00.002+03:00</published><updated>2008-08-07T11:02:21.137+03:00</updated><title type='text'>plajda</title><content type='html'>Bembeyaz veya koyu bedenlerini güneşe teslim eden, kuruyemiş yiyen, etrafı seyreden, birbiriyle konuşan, gülüşen, öpüşen, şakalaşan, fotoğraf çeken, elindeki deniz gözlüğünü deneyen, arkadaşlarına deniz gözlüğüyle nasıl gözüktüğünü soran, şaklabanlıklar yapan, bazıları şemsiyenin altında, bazıları ise kuma/taşa serdiği deniz havlularının üzerinde uzanan, uzanmaktan sıkıldığında oturan, güneşten korunmak için kremler sürünen, birbirlerine bu kremleri boca eden, havluların üzerinde tavla veya kağıt oyunları oynayan, elinde ayna makyaj yapan hemcinlerini çekiştiren, iri göğüslerini taşımakta zorlandığı için bikinisini üstüne çıkarmakta beis görmeyen, havaya kaldırdığı küçük çocuğunu karpuz gibi bir elinde tutarak denize doğru koşturan, sırtüstü veya yüzüstü yatarak kitap okuyan insan yığının olduğu bir plajda dinlenirken uykuya dalmakla dalmamak arasında gidip geliyordum.&lt;br /&gt;"Su şişesini uzatır mısın?"&lt;br /&gt;Sesin geldiği yöne doğru kafamı çevirdiğimde ayağımın bir ucuna da havlunu kenarına takmış, böylelikle yere serdiğim havlumun içersine biraz daha kum dolmasına neden olmuştum. Doğruldum, kumları silerken su şişesini uzattım. Güneşin altında eski soğukluğundan eser kalmamıştı.&lt;br /&gt;"Senin de soğukluğun bu suya benzer umarım."&lt;br /&gt;Şaşkın bakışlarıyla gözlüğünün kenarından bana baktı. Cevap vermeye tenezzül etmedi. Bir yudum aldı, ağzının içinde döndürdükten sonra yuttu. Plaja doğru döndü. Onun baktığı tarafa baktım. Denizden çıtıktan sonra taşların üzerinde zorlandığı için paytak paytak yürüyen bir çift gördüm. Çiftin çıktığı deniz tarafında ise denizin içinde adım adım ilerleyen ve gayrıihtiyari ellerini de havaya kaldırmış, alaturka oynamaya hazırlanan görüntüsünde başka bir ikili vardı. İkiliden erkek olanı yavaş yavaş yürüyerek denizin içinde kayboldu. Kadın olanı ise biraz daha bekledikten sonra kendini suya attı. Onları izlemekten sıkılmış kendime bir uğraş aramaya karar vermiştim. Böyle güneşin altında yanarak ne kadar daha dayanabilirdim bilmiyordum. Gözüm yine denize kaydı, biraz önceki çifti arıyordum. Saçlarını ıslatmamak için kafası dışarda yüzen, denizden çıktıktan sonra havuda silinen, kulaklıkla müzik dinleyen, nereden bulduğunu bilemedğim kamışlarla kendine çadır yapan, çadırın tentesini havlusuyla yaptığı için taşın üzerine havlusuz yatmak zorunda kalan, yüzüstü yatar durumda muhabbet ederken ayaklarını istemsizce hareket ettiren, deniz oyuncaklarıyla oynayan, yüzme öğrenen/öğreten, plajda keçiboynuzu, midye satanları seyrederek biraz daha oyalandım. Cırcır böceklerinin sesi tüm sahili dolduruyordu. Gitmenin zamanı gelmişti.&lt;br /&gt;"Ben gölgeye gidiyorum" dedim. "Çok sıcak oldu burası." Bana doğru döndü. "Tamam" dedi. Gülümsedi.&lt;br /&gt;Gülümsedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1092030056037554977?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1092030056037554977/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1092030056037554977' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1092030056037554977'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1092030056037554977'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/08/paljda.html' title='plajda'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4662261609455646494</id><published>2008-07-25T10:40:00.002+03:00</published><updated>2008-07-25T10:58:27.078+03:00</updated><title type='text'>iş olsun kabilinden</title><content type='html'>Mutfaktan gelen buzdolabının sesi rahatsız etmez beni. Bilirim ki oradadır, arada sırada kendi kafasına göre çalışıp çok geçmeden duracaktır. Sürekli bir gürültü kaynağı değildir, bu höykürmelerine alışmışımdır. Bildik tanıdıktır.&lt;br /&gt;Çamasır makinasının sesi ise beni rahatlatır. Çalıştığı zaman içimi bir huzur kaplar. Suyun sesindendir bu huzur bir ihtimal. İçinde bir o yana, bir bu yana sallanan gömleği ezdikçe çıkan ses kolaylıkla bir bebeği uyutabilir. Beni de çok uyutumuştur.&lt;br /&gt;Şimdilerde yazları dışardan gelen bir uğultu kaplıyor her yeri. Klimanın sesi, jeneratörün sesi. O bildik yaz geldi mi başlayan inşaat sesinden, çekiç, kaynak sesinden çok daha farklı. Sürekli bir gürültü. Alt seviyede, belki dikkat etmediğinizde unutuyorsunuz. Ama birazcık kafanızı çalıştığınız yerden kaldırıp dışarıya dikkat kesildiğinizde orada olduğunu hatırlıyorsunuz. Benim elimde olsa kapatıp kurtulacağım. İş yerinde var bu gürültü, eve gidiyorum, gece yatarken var. Ne sabotajlar hayal ediyorum bu sesleri susturmak için.&lt;br /&gt;Beynim ne zaman dinelenebilecek, bilmiyorum.&lt;br /&gt;İlginç ama gece yatağa uzandığımda dışardan gelen sesi bastıran buzdolabının sesini duyunca rahatlıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4662261609455646494?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4662261609455646494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4662261609455646494' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4662261609455646494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4662261609455646494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/07/mutfaktan-gelen-buzdolabnn-sesi-rahatsz.html' title='iş olsun kabilinden'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2134760068735165630</id><published>2008-07-16T16:41:00.001+03:00</published><updated>2008-07-16T16:51:20.275+03:00</updated><title type='text'>histoire(s) du cinema üzerine</title><content type='html'>Yine "Görünütlerin Yazgısı"'ndan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu kesin ki Godard modern saflık teleolojilerine, elbette özellikle de felaket teleolojisine sempati duyuyor. Bütün &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Histoire(s) du cinéma &lt;/span&gt;boyunca imge/ikonun kefaret ödeme erdeminin sinemaya ve sinemanın tanıklık etme gücünü kaybeden ilk günahın karşısına koyar: "imge"nin "metin"e, duyulur olanın "hikaye"ye tabi kılınması. Fakat burada bize sunduğu "göstergeler" söylem formunda düzenlenmiş görsel unsurlardır. Bize anlattığı sinema başka sanatların mal edilmesinden oluşan bir dizi gibidir. Ve bunu bize sözcükler, cümleler ve metinler, metamorfoz geçitmiş resimler, fotoğraflarla ya da günzel olay fimleriyle harmanlanmış ve bazen müzkal alıntılarla bağlanmış sinematografik sahnelerden oluşan bir örüntü içinde sunar. Kısacası &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Histoire(s) du cinéma &lt;/span&gt;baştan sona bu "psödomorfoz"lardan, bir sanatın başka bir sanat tarafından -avangardçı saflığın reddettiği" taklit edilmesinden oluşmaktadır.&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2134760068735165630?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2134760068735165630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2134760068735165630' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2134760068735165630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2134760068735165630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/07/yine-grntlerin-yazgsndan-u-kesin-ki.html' title='histoire(s) du cinema üzerine'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8331732617594628546</id><published>2008-07-07T15:45:00.000+03:00</published><updated>2008-07-07T15:53:56.575+03:00</updated><title type='text'>görüntü/imge</title><content type='html'>Görüntü asla basit bir gerçeklik değildir. Sinemanın görüntüleri öncelikle bir işlemdir, söylenebilir olan ile görünebilir olan arasındaki birtakım ilişkilerdir, neden ile sonuç ve önceyle sonrayla oynamanın birer tarzıdır. Bu işlemler farklı görüntü-işlevlerini [&lt;span style="font-style: italic;"&gt;fonctions-image&lt;/span&gt;], yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;image&lt;/span&gt; [görüntü/imge] sözücğünün farklı anlamlarını devreye sokarlar. Bu şekilde iki sinematografik plan ya da sekans farklı bir görüntü rejiminden [&lt;span style="font-style: italic;"&gt;imagéité&lt;/span&gt;] ileri geliyor olabilir. Ve diğer yandan, bir sinematografik plan, bir roman cümlesinin ya da tablonun ait olduğu görüntü rejimine bağlı olabilir. İşte bu yüzden Eisenstein sinematografik montaj modellerini El Greco ya da Piranèse'de olduğu kadar Zola'da ya da Dickens'ta arayabilmiş, Godard ise Elie Faure'nin Rembrandt resmine ilişkin sözleriyle bir sinema methisyesi yaratabilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;(Jacques Renciére, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Görüntülerin Yazgısı&lt;/span&gt;, Versus Yayınları)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8331732617594628546?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8331732617594628546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8331732617594628546' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8331732617594628546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8331732617594628546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/07/grntimge.html' title='görüntü/imge'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8282518478212233801</id><published>2008-06-22T19:31:00.000+03:00</published><updated>2008-06-22T19:45:40.680+03:00</updated><title type='text'>rüya mı?</title><content type='html'>Gözlüklü, ince dudaklı, kırmızı bir surat.&lt;br /&gt;Bıyık ve soğuktan donmuş, beyazlaşmış kıllar.&lt;br /&gt;Bir adam kanapeye yarım oturmuş ve karşısındakine dönüp konuşmaya başlıyor.  Aniden, hiç nedeni yokken. Adamın gölgesi duvarda.&lt;br /&gt;Dışarıda spor hareketleri yapan bir topluluk. Soğuğa rağmen, şort ve atletler. Yaşlılar, çocuklar, hep beraber: Önce sol kol, sonra sağ.&lt;br /&gt;Bir tarafta tavşanlar, diğer tarafta tahtadan atlar.&lt;br /&gt;Bir profesör sisli yoldan geçmektedir.&lt;br /&gt;Odada, sağ köşede dinazor maketi.&lt;br /&gt;Ve sonra domino taşları, titrek bir el uzanır. Devinim başlar.&lt;br /&gt;Profesörün eline bir nesne: muşmulaya benzer. (E mambo, mambo italiano çalar radyoda)&lt;br /&gt;Yine dinamo taşları, devinmektedir dünya.&lt;br /&gt;Profesör demek ellerin devinmesi demek. Uzun koridorlar, her iki tarafta uzun kitap rafları.&lt;br /&gt;Soğuktur dışarısı, karda giden kararabaları ve peşlerinden koşuşturan köpekler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8282518478212233801?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8282518478212233801/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8282518478212233801' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8282518478212233801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8282518478212233801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/06/rya-m.html' title='rüya mı?'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7672488294192263870</id><published>2008-06-16T16:00:00.002+03:00</published><updated>2008-08-23T10:15:15.751+03:00</updated><title type='text'>Çalışmak, gocunmadan.</title><content type='html'>Önceleri sadece koridoru temizliyordum. Elektrik süpürgesiyle neredeyse milim milim ilerliyor, sonra da halı döşemeyle duvar arasındaki boşlukta kalan, kalma ihtimali bulunan tozları çekiyordum vakum makinasıyla.&lt;br /&gt;1. kat, 2. kat, 3. kat, 4. kat.&lt;br /&gt;Uzun, upuzun bir otelin koridoru. Hiç bitmeyecek gibiydi.&lt;br /&gt;Koridor bittiğinde bu sefer sonra elime verdikleri bir listeyle odalara girip çıkmaya başlıyordum.&lt;br /&gt;Oda sayısı da azalmıyordu bir türlü.&lt;br /&gt;Kan ter içinde bitiriyordum günü.&lt;br /&gt;İlk 15 gün böyle çalıştım. Yoruluyor muydum? Evet, yoruluyordum ama yaz tatiliydi, okulların açılmasına daha süre vardı ve öğleden sonra 3 gibi işim bittiğinde tüm gün neredeyse benimdi.&lt;br /&gt;Hava saat 11 gibi kararıyordu.&lt;br /&gt;............&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7672488294192263870?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7672488294192263870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7672488294192263870' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7672488294192263870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7672488294192263870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/06/almak-gocunmadan.html' title='Çalışmak, gocunmadan.'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2585057356055627629</id><published>2008-05-30T15:25:00.000+03:00</published><updated>2008-05-30T15:27:19.421+03:00</updated><title type='text'>yok</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;asla ağlamamalısın, &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;der bir şarkı. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;onun dışında &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bir şey&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;diyen &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kimse yok. &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;(ingeborg bachmann, &lt;em&gt;bilmece&lt;/em&gt;)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2585057356055627629?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2585057356055627629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2585057356055627629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2585057356055627629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2585057356055627629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/yok.html' title='yok'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-8286712484698323075</id><published>2008-05-29T11:52:00.001+03:00</published><updated>2008-06-18T15:42:38.024+03:00</updated><title type='text'>ben mavi dediğimde ...(2)</title><content type='html'>Ben mavi dediğimde değil sadece güneşin doğuşundan duyduğum hazzı, kumun sıcaklığını, idrar kokusunu, kırmızının kırmızılığını nasıl algıladığımı vb., sadece kendi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;içgözlem&lt;/span&gt;imle ulaşabileceğim, bana özel, sadece benim doğrudan tecrübelerimle edindiğim ve bunu başkalarına ulaştıramayacağım (ya da ulaştırmayacağımı düşündüğüm), ulaştırmaya çabalarken içinde hep eksik bir şeylerin kalacağı bir fenomenden bahsediyorum: &lt;em&gt;qualia&lt;/em&gt;. Qualia, içeriği gereği zihin-beden sorunun tam göbeğinde doğmuştur ve bazı felsefeciler bunun aslında bilinç (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;consciousness&lt;/span&gt;) sorunundan başka bir şey olmadığını iddia etmekte. Ben mavi dediğimde sizinle aynı maviden bahsetmiyor olabilirim derken; peki hangi frekanstır sizin için maviyi mavi yapan, maviyi nasıl anlatabileceksiniz hayatınızda hiç mavi görmeyen birisine vb., gibi soruları size cevaplanması için öne sürmem gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimelerle değil benim sorunum ama dilin sınırları benim düşünce dünyamın da sınırlarıdır demek de doğru gelmiyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*********&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Not to touch the earth,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Not to see the sun,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nothing left to do but,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Run, run, run!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişik duygular uyandırıyor yukardaki sözler ama hepimizdeki duygular aynı duygular mı, aynı zihinsel durumlar mı? Ya müziği? Hala tüylerimi diken diken eden müziği?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-8286712484698323075?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/8286712484698323075/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=8286712484698323075' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8286712484698323075'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/8286712484698323075'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/ben-mavi-dediimde-2.html' title='ben mavi dediğimde ...(2)'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2500702507947044786</id><published>2008-05-20T13:32:00.001+03:00</published><updated>2008-05-20T13:36:20.518+03:00</updated><title type='text'>ben mavi dediğimde...</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;ben mavi dediğimde, siz benim mavimden başka bir şey anlıyorsunuz belki de. aynı şey hakkında konuştuğumuzu sanıp, aslında çok başka yerlerde olduğumuz durumlarda iletişim zorlaşır. (...) o yüzden ben kelimeleri tehlikeli bulurum ve onlara güvenmem. kelimeler dolaylı yollara sokar sizi, kaybolabilirsiniz aralarında... (Micheal Haneke, 2006)&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2500702507947044786?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2500702507947044786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2500702507947044786' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2500702507947044786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2500702507947044786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/ben-mavi-dediimde.html' title='ben mavi dediğimde...'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-3128729098425485599</id><published>2008-05-08T14:36:00.002+03:00</published><updated>2008-05-09T16:07:03.745+03:00</updated><title type='text'>Yeşil Gözler</title><content type='html'>Sinema çevrelerinde özellikle senaryosunu yazdığı &lt;em&gt;Hiroşima Sevgilim&lt;/em&gt; (Hiroshima mon Amour) filmiyle ün kazanan ama daha çok film olarak da çekilen, aralarında &lt;em&gt;L'amant &lt;/em&gt;(Sevgili) ve &lt;em&gt;La Meladie de la Mort&lt;/em&gt; (Ölüm Hastalığı) bulunduğu kitaplarıyla tanınan, Türkçe'ye de çevrilmiş pek çok eseri bulunan Marguirete Duras'nın sinema üzerine yazılarını topladığı &lt;em&gt;Yeşil Gözler&lt;/em&gt; kitabı, onun pek bilinmeyen yönetmenlik özelliğini okuyuculara tanıtıyor.&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(yazının devamını sonra tekrar yayınlayacağım.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-3128729098425485599?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/3128729098425485599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=3128729098425485599' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3128729098425485599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/3128729098425485599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/yeil-gzler.html' title='Yeşil Gözler'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7983262020644771249</id><published>2008-05-04T23:53:00.000+03:00</published><updated>2008-05-05T00:00:02.389+03:00</updated><title type='text'>Kandırmak</title><content type='html'>Kandırmak. Bu kadar mı kolaydı çocukken?&lt;br /&gt;Satranç oynarken önemli bir hamle yaptıktan sonra, örneğin mata giden veya veziri alacak bir hamlede bulunduğumda, kardeşim bu hamlenin önemini anlamasın, farkına varmasın diye satranç tahtasının diğer tarafında düşünceye dalmışım gibi elimle hareketler yapardım. “Hmm, şimdi burayı oynarsa ben de burayı oynarım” tarzında parmaklarımı, sanki hamleleri bir bir planlıyormuşcasına oynatır, kardeşimin dikkatini tahtanın öbür tarafına çekerdim. Zavallı kardeşim ise benim bu sahte hareketlerime kanar, tahtanın yanlış tarafında bir taşını oynayarak güya benim planlarımı boşa çıkarmaya çalışırdı. Ben ise o ölümcül hamleyi tahtanın öteki tarafında yapmak için avucumun içini yumuşak yumuşak kaşıyarak sabırla beklerdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7983262020644771249?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7983262020644771249/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7983262020644771249' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7983262020644771249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7983262020644771249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/kandrmak.html' title='Kandırmak'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4793795814024864844</id><published>2008-05-03T14:00:00.002+03:00</published><updated>2008-05-05T00:02:05.719+03:00</updated><title type='text'>Sinema dili</title><content type='html'>Marguerite Duras Yeşil Gözler’de sinema dilinin diğer dillerle, örneğin yazıyla kıyaslarken şöyle diyordu:” Gök masmavi bu sabah, güneşli” duyumunu yeniden yaratıp aktarabilecek en mükemmel araç sinemadır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki sinema diliyle şu cümleyi nasıl aktaracaksınız: “Gök hiç olmadığı kadar mavi, güneş ilk defa parlıyormuşcasına canlıydı.” Bunu sinema diline çevirmek gerçekten güçtür ve sinemaya aktarılabilecekse aynen ilk cümledeki duygu verilerek aktarılabilir. Gün ortasında masmavi bir gökyüzü, ortalarda parlayan bir güneş, belki deniz, belki kum, belki de yeşillik. Ne zaman sinemaya çevrilmiş bir eseri seyretsem hep kafamda bu vardır. Acaba yazar şu gördüğüm sahneyi nasıl tasvir etmişti kitabında. Hangi kelimeleri kullanmıştır benim bir saniye görüp geçtiğim sahne için. Belki üç sayfa yazı vardı burada ama biz geçip giderken gördüklerimiz 3 saniyede kayboluyorsa, gözlerimiz yeni hareketler arıyorsa, bir önceki sahnedeki duyguyu hissedemiyorsak bu sadece bizim yahut yönetmenin mi suçudur? Sinema dilinin bunda hiç mi suçu yoktur. Sinema dilinin sorgulanması gerekmez mi burada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman sinemayı edebiyata göre yeni başatan tanımlamak gerekir. İlk iş olarak tüm tekrar yapıları yeni yapılar olarak kurmamız gerekir. Nasıl ki başka bir dilden kendi diline şiir çeviren bir şair, şiiri yeniden yazmaktadır denirse, bir kitaptan sinemaya yapılan adaptasyon da yeni baştan bir film yapmaktır. Nasıl ki, eskiden çekilmiş filmlerin yeni versiyonları tekrar tekrar çekilirken her defasında ilk orijinal versiyonla kıyaslıyorsak ve her zaman içimizde bir tatminsizlik duygusu yükseliyorsa, yeni baştan yapılan her şeyin, her ne kadar özgünlüğü kaybolmuşsa da, yeni olduğunu kabul etmemiz gerekir. İkinci cümleyi de eğer sinemaya çevirirken birinci gibi akatarıyorsak onu da yeni kabul etmemiz gerekir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4793795814024864844?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4793795814024864844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4793795814024864844' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4793795814024864844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4793795814024864844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/marguerite-duras-yeil-gzlerde-sinema.html' title='Sinema dili'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4315888856986215016</id><published>2008-05-02T15:18:00.000+03:00</published><updated>2008-05-02T15:21:17.929+03:00</updated><title type='text'>polisss, tıssssssssssss</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SBsGtWaf_lI/AAAAAAAAACE/8E9J6VxHhHo/s1600-h/polisss.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195753971282607698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SBsGtWaf_lI/AAAAAAAAACE/8E9J6VxHhHo/s320/polisss.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4315888856986215016?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4315888856986215016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4315888856986215016' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4315888856986215016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4315888856986215016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/05/polisss-tssssssssssss.html' title='polisss, tıssssssssssss'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/SBsGtWaf_lI/AAAAAAAAACE/8E9J6VxHhHo/s72-c/polisss.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-4461673304072809821</id><published>2008-04-26T13:02:00.001+03:00</published><updated>2008-04-26T13:25:57.760+03:00</updated><title type='text'>çocuk istismarına son!</title><content type='html'>Yazdım zaten müşkülpesentim diye. Skoer kardeş beni &lt;a href="http://www.skoer.com/?p=629"&gt;mimledi mimleyeli&lt;/a&gt; aklımın köşesinde ama bu kadar yoğunluk içerisinde (vallahi yalan:)) bir türlü yazamadım çocuk istismarı üzerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu önemli konuda eğileceğim nokta çocukların törenlerde istismar edilmesi üzerine olacak. Kendimden biliyorum, şarkı olsun, oyun olsun, ront olsun, her türlü etkinliğe katılmak küçükken çok hoşuma giderdi. Eminim şimdiki çocukların da hoşuna gidiyordur. Ama sanırım bizdeki gibi stadyumlarda küçük öğrencileri sabahın köründe tribünlere dizip ellerine renkli kareler verip, belirli anlarda yukarı kaldırıp indirten, otomatikleştirip portakallaştırdıkları hareketlerle onları birer emir kulu, robot hale getiren etkinlikler belirli ülkeler dışında pek yapan ülke kalmadı. Keza, şehre gelen "devlet böyyüğünü" karşılatmak ellerine bayrak verip yollara dizen, kendileri koltuklarda otururken törenleri saatler boyunca ayakta dikilerek izletmek, bunu da soğuk, buz gibi havlara karşın üzerine önlük veya okul elbisesi dışında herhangi bir şey giymeye izin vermeyen yetkilelerin bana hatırlattığı düşünce istismardan başka bir şey değil diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukları tören eziyetinden kurtarın diyor, topu &lt;a href="http://bencilkirpi.blogspot.com/"&gt;bencilkirpi&lt;/a&gt;'ye doğru atıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-4461673304072809821?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/4461673304072809821/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=4461673304072809821' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4461673304072809821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/4461673304072809821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/04/ocuk-istismarna-son.html' title='çocuk istismarına son!'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7204146054785001361</id><published>2008-04-15T17:31:00.000+03:00</published><updated>2008-04-15T18:08:20.926+03:00</updated><title type='text'>müşkülpesent</title><content type='html'>Bazı günler nedense içimden hiç yazmak gelmiyor. Eh, belli olduğu üzere o günlerde bloga da zaten uğramıyorum. Biraz önce can sıkıntısından bloglar aleminde dolaşırken farkettim: Yazmak için illa dolu mu olmam, biriktirdiklerimi dökmek için gani gani isteğimin mi olması gerekiyor diye sordum kendime. Yazma &lt;em&gt;mood&lt;/em&gt;umun gelmesi mi gerekiyor, söylecek sözlerimin ekseriye önceden hazır ve nazır beni mi beklemesi gerekiyor? Güzel bir kaç söz, olay, muhabbet, vs., vs., olmadan birşeyler döktürümez mi insan? Sıkıcı banal bir yazı yazamaz mı? Eh günüm sıkıcı geçtiyse, yolda kimseyle karşılaşmadıysam, muhabbet edip ilginç bir şeyler duymadıysam, geçmişimden komik/hüzünlü/didaktik/epik bir anı fırlamadıysa, okuduğum kitapta, seyrettiğim filmde hissettiklerimi buraya aktarmaya üşeniyorsam, zaten uçup gittilerse aklımdakiler, içselleştiremediysem bugünü, yarını, her günü, ne olacak?&lt;br /&gt;Varmak istediğim mevzu şu: Bazen arafta olur insan, ne yazmak ister, ne de yazmamak. Eğer düzenli olarak yazmaya kasan, bu işten para kazanan da değilse dokunmaz tuşlara. İlanihaye böyle gidecek değildir sonuçta, gitmesini de istemem. Zira, bizi var eden zaten, bence, kendimize ait düşünceler, duygular ve hepsinden önemlisi yaşanmışlıklardır.&lt;br /&gt;Madem yazma arzum galebe çaldı, bu sıkıntıda bile bir paragraf dolusu kelime çıktı derken tamahkar olmayayım. 301. maddenin değiştirilip değiştirilmemesi üzerine dönen tartışmalar, AKP'nin kapatılma davası, türban krizi, bu krizin Kürt ve Kıbrıs sorunları gibi çözülememesi ve çözülememesinin bir Türkiye gerçeği olması, Pippa Bacca'nın canice öldürülmesi, bu katlin de ne yazık ki bir Türkiye gerçeği olması, yaklaşan gıda krizi, açıklarda bekleyen prinç yüklü gemiler, tutuklanan provakatörler, üniversitelerdeki saldırılar (çatışma değil, düpedüz saldırı), Irak'taki işgal, Filistin'deki savaş, İstanbul Film Festivali, Gençlerbirliği'nin küme düşmeme mücadelesi vermesi vs. gibi bir dolu gündem maddesi varken.&lt;br /&gt;Böyle anlarda Ulus Baker'in bir yazısı aklıma geliyor. Körotonomedya'dan da baktım biraz önce ama bulamadım. Başlığı &lt;em&gt;dün akşam arkadaşlarla çok fena içtik&lt;/em&gt; gibi bir şeydi ve edebiyatın git gide bencilleşmesini ve bireyselleşmesini (kötü anlamda) eleştiriyordu. Pek tabii ki yazının konusu Ulus'un arkadaşlarıyla bir gece önce neler yaptığı, neler yediği, geyik muhabbeti üzerine değildi.&lt;br /&gt;Bu yazı da benim müşkülpsent olmam üzerine değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7204146054785001361?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7204146054785001361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7204146054785001361' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7204146054785001361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7204146054785001361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/04/mklpesent.html' title='müşkülpesent'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-6072763316121488577</id><published>2008-04-14T14:05:00.000+03:00</published><updated>2008-04-14T14:24:57.146+03:00</updated><title type='text'>R for Rome</title><content type='html'>Roma, ne kadar da Ankaramsı. Neden özdeştirdim bu iki şehri bu kadar bilmiyorum. Deniz olmaması mı? Belki de. Ama tabii ki Roma'nın büyük harfle şehir olarak bir yeri var. Ankara ise Orta Asya kasabası oluyor git gide. Neyse dostlar sağolsun, Ankara kalsın diyelim ve Roma sergüzeşti üzerine neler söylenebilir bakalım:&lt;br /&gt;1. Yaya ışıklarında da yayalar için sarı var. Ne var ki, yayalar asla ve nasla kurallara uymuyorlar, bizden hiç farkları yok. Gecenin ikisinde bile ışıklara uyan Kuzey Avrupalıları aradı gözlerim. Akdenizlilik bir başka canım.&lt;br /&gt;2. Bütün sahte çanta, kemer, saat, gözlük, vs aksesuarları, turistik eşya satma işleri Hintli ve Pakilerin üzerine kalmış. Kolezyumun, Roma Forumunun, büyük &lt;em&gt;basilica&lt;/em&gt;ların hemen dışında çöreklenmiş, turistik eşya satıcıları hep esmer tenli İtalyan vatandaşlarının elinde. Yol kenarlarında, yerde tezgah açma suretiyle yapılıyor satışlar. Bir de zabıta gelince etrafta koşuşturmalar başlıyor.&lt;br /&gt;3. Şehirde dolaşırken sürekli ambülans sesi geliyor bir yerlerden. Ben saydım, 9 olmuştu bir kaç saat içinde. Sonra da sıkıldım, saymadım.&lt;br /&gt;4. Hayatımda yediğim en kötü pizzayı Roma'da yedim. Venedik Meydanı'nda. Ama sonra başka bir yerde hayatımda yediğim en güzel pizzayı yedim. Yin Yang.&lt;br /&gt;5. Metro sistemi Ankara'yla aynı. Linea A var, bir de Linea B var. İkisi de Termini (Ankara'nın Kızılay'ı)'de kesişiyor. Metroya biniş, vagonlardaki koltuklar vs hep aynı. Ama çok nemliydi metronun içi, kokuyordu biraz.&lt;br /&gt;6. Küçük otobüsler var. Bildiğimiz belediye otobüslerinin cücesi. Aynı minyatürü. Bizim minibüsler gibi değil, birebir kopya.&lt;br /&gt;7. Angelo Poretti: Bira, züper.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-6072763316121488577?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/6072763316121488577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=6072763316121488577' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6072763316121488577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/6072763316121488577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/04/r-for-rome.html' title='R for Rome'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7892194970856137543</id><published>2008-04-08T17:28:00.000+03:00</published><updated>2008-04-08T17:42:44.877+03:00</updated><title type='text'>bruchetta</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/R_uBOAgTAZI/AAAAAAAAAB8/qhNcvcvaNpQ/s1600-h/DSC00429.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5186881473500873106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/R_uBOAgTAZI/AAAAAAAAAB8/qhNcvcvaNpQ/s320/DSC00429.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Sanırım her ülkenin kendine has, kolay olsun, açlık da bastırsın dediği başlangıç yemekleri var. İtalyanların da işte yukarda gördüğünüz adına bruchetta dedikleri üzerinde zeytinyağı gezdirilmiş kızarmış ekmek ve onun da üstüne yerleştirilen (genelde) domatesle yapılan bir çeşit yemekleri var. Normalde para vermem diye düşünüyorsunuz (keza biz de vermedik, menüyle birlikte geldi). Lezzetli mi diye sorarsanız evet derim, zira insan aç olunca zeytinyağına ekmek bile banmayı düşünüyor.&lt;br /&gt;Bu kadar ekmek yedikten sonra üstüne makarna veya pizza için yer kalır mı peki? Benim kaldı, afiyetle de yedim. Tavsiye ederim.&lt;br /&gt;Danimarkalıların &lt;em&gt;smørrebrød&lt;/em&gt;leri, Almanların sosisleri. Daha önce yazmışım.&lt;br /&gt;Gurme mi olsam ne!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7892194970856137543?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7892194970856137543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7892194970856137543' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7892194970856137543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7892194970856137543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/04/bruchetta.html' title='bruchetta'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oPbb1-YH2SU/R_uBOAgTAZI/AAAAAAAAAB8/qhNcvcvaNpQ/s72-c/DSC00429.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-1403840901917916139</id><published>2008-03-17T22:54:00.000+03:00</published><updated>2008-03-17T23:16:38.243+03:00</updated><title type='text'>disiplin!</title><content type='html'>farklı ilgi alanları mevzusunu düşünüyorum bir kaç zamandır.&lt;br /&gt;iyi bir şey mi farklı şeylerle ilgilenmek, değil mi?&lt;br /&gt;bir konuda uzmanlaşmak, tüm hayatını o konunun ıcığını, cıcığını mı çıkarmak, akla gelen ilk uzmanlardan olmak mı doğrusu?&lt;br /&gt;pek tabii ki insanın ilgilendiği, zevk aldığı konular olabilir bir konuda uzmanlaşırken. onları hobi olarak yaparken esaslı bir uzmanlık alanı olur. o konuda bir oturuşta birkaç sayfa döşenir.&lt;br /&gt;ya da sürekli olarak bir konudan diğerine atlar, her konuda bilgi sahibi olur, gerektiğinde derinleşebilecek bir altyapısı olur.&lt;br /&gt;ama bu kadar farklı disiplinleri bir araya getirebilecek kapasitesi de olmalı insanın. ya getiremezse, ya tıkandıysa.&lt;br /&gt;atıyorum: gödel'in teoremlerini kullanarak yola çıkıp turing makinalarından geçtikten sonra sola sapıp özgür iradeye bilişimsel bir yaklaşım getiridikten sonra kavşaktan sağa dönüp kyoto protokolü'nün mekanizmaları istasyonunda inip, gilles deluze'ün zaman-imaj teoremini kanıtlayan filmlere başlayan trene atlayıp trip hopun geçirdiği evrimler durağında beynini hoşaf olarak da bulabilir insan. üstelik üniversite eğitimi diye aldıkları bu saydıklarının ucundan kenarından geçmiyorsa.&lt;br /&gt;birikim denen bunların hepsinin hakkını vermektir.&lt;br /&gt;tamam ama ya elde kalan sıfır ise: işte ontolojik bir sorun.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;control z, control z&lt;/em&gt; hakkımız olsa hayatta.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-1403840901917916139?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/1403840901917916139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=1403840901917916139' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1403840901917916139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/1403840901917916139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/03/disiplin.html' title='disiplin!'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-5503807089152955558</id><published>2008-02-29T17:49:00.000+03:00</published><updated>2008-02-29T17:56:38.965+03:00</updated><title type='text'>dattiri dat dat</title><content type='html'>Ve söz yerini müziğe bırakır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dattiri dat dat dattiri dat dat dattiri dat dat daaat dat!&lt;br /&gt;Dattiri dat dat dattiri dat dat dattiri dat dat daaat dat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başparmak ve işaret parmağı birbirine değerek, kollar dirsekten eğik, şarkıyla beraber bir sağa bir sola, bir sağa bir sola salınarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sabah uykumda bunu söylerken uyandım.  Güldüm kendime.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-5503807089152955558?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/5503807089152955558/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=5503807089152955558' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5503807089152955558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/5503807089152955558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/02/dattiri-dat-dat.html' title='dattiri dat dat'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-2820182903230231201</id><published>2008-02-19T14:34:00.001+03:00</published><updated>2008-02-19T14:57:26.251+03:00</updated><title type='text'>bahşiş mevzusu</title><content type='html'>Herkesin başından eminim bahşişle ilgili bir olay, tartışma, vb. geçmiştir. Öğlen yemeğinde arkadaşımla da konuşmak zorunda kaldık, zira bahşişi ben vermek durumundaydım, bozukluklar bendeydi ve ben de hesabın yüzde 10'ununa yakın bir parayı bahşiş olarak verdim. O ise itiraz etti, şu kadar daha ver diye israr etti. Ben de Türkiye'de yüzde 10'un makul bir miktar olduğunu düşündüğümü söyledim. Ama aklıma da takılmadı değil, yoksa böyle bir oran yok mu? Yolda her bahşiş mevzusu açıldığında aklıma &lt;em&gt;Reservuar Köpekleri&lt;/em&gt;'nin girişindeki o müthiş bir diyalogun yaşandığı sahnenin geldiğinden bahsettim. Bir filmde iki sevgilinin restoranda yemek yedikten sonra erkeğin yüklü bir bahşiş bıraktığını, kızın görmediği bir anda da oğlanın bahşişin yarısını geri aldığı bir sahneyi anlattı o da. Ve ben de ilk defa bahşişle tanışmamı:&lt;br /&gt;9-10 yaşlarındayım. Dayımla beraber yemek yedik, hesap ödendi. Masadan kalkmak üzereyiz, gelen para üstünün bir kısmını dayım masada bıraktı. Hiç unutmam kırmızı renkli kağıt bir 20 ETL (Eski Türk Lirası). Dayım arkasını döndü, gitmek üzere. Ben parayı aldım, arkadan bağırdım: "Dayı, paranı unuttun."&lt;br /&gt;Öylece öğrendim bahşiş diye bir mevzunun varlığını.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-2820182903230231201?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/2820182903230231201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=2820182903230231201' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2820182903230231201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/2820182903230231201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/02/bahi-mevzusu.html' title='bahşiş mevzusu'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15765304.post-7615166591350599865</id><published>2008-02-16T13:13:00.001+03:00</published><updated>2008-02-16T14:01:28.893+03:00</updated><title type='text'>hayat böyle olsa</title><content type='html'>Bulent Somay &lt;em&gt;Bir Şeyler Eksik&lt;/em&gt; kitabında anlatıyor:&lt;br /&gt;Woody Allen'in Annie Hall filminden bir sahne. Alvy Singer (Woody Allen) sinemada bilet kuyruğunda beklerken öndeki iki adamın (küresel köy kavramını ortaya atan Kanadalı kitle iletişimcisi) Marshall McLuhan hakkında konuştuklarını duyar. İkisi de alenen saçmalamaktadır. Alvy Singer, bir süre sonra dayanamaz ve iki adamın tartışmalarına katılır. "Hayır", der, "öyle değil, McLuhan öyle bir şey söylemiyor". Adamlar aralarındaki tartışmayı keser, ve kendilerine karşı çıkan bu kısa boylu, gözlüklü Yahudiye haddini bildirmeye karar verirler. İçlerinden birisi "sen nereden biliyorsun ki" der. Alvy, yandaki kocaman film posterinin arkasına gider ve McLuhan'ın elinden tutarak getirir. McLuhan, soruyu soran adama döner ve "Özür dilerim, ben Marshall McLuhan'ım ve siz de benim ne dediğim hakkında hiç bir şey bilmiyorsunuz".&lt;br /&gt;Alvy seyircilere döner ve sorar: "Hayat böyle olsun istemez miydiniz?"&lt;br /&gt;Kim istemez ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15765304-7615166591350599865?l=oyleveyaboyle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/feeds/7615166591350599865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15765304&amp;postID=7615166591350599865' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7615166591350599865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15765304/posts/default/7615166591350599865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://oyleveyaboyle.blogspot.com/2008/02/hayat-byle-olsa.html' title='hayat böyle olsa'/><author><name>serxan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11328595068566932785</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='26' src='http://static.flickr.com/24/42129960_922d082f4e_m.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
