Felsefe, çevre, politika, futbol, mutlaka ama mutlaka sinema. Biraz ondan, biraz bundan, canı istedikçe çıkan blog. Hayata dair ama tabii ki bana ait. Evet, isyan!

Pazartesi, Aralık 05, 2005

Karikatürler savaşı

Geçtiğimiz haftanın en çok konuşulan olaylarından biri, Danimarka’nın bol resimli, sansayonel haber ağırlıklı ucuz tabloid gazetesi Extra Bladet’te yayınlanan basmakalıp karikatürün (Erdoğan'ının basın özgürlüğü yazan tuvalet kağıdı kullanması) seviyesini daha da aşağı çekerek Tempo dergisinde başka bir basmakalıp karikatürle (Rasmussen ve Öcalan'ın aynı yatakta çıplak gosterilmesi) verilen cevaptı. Bazı gazetelerde "karikatürün ortalığı çok karıştırması" beklentisiyle kılıçlar çekildi, başlıklar hazırlandı, eller tetikte beklenmeye baslandı. Herhalde zannediliyordu ki, bütün Danimarka basını karikatürün üzerine atlayacak, yazarlar köşelerinde bu olaydan bahsedecek, televizyonlarda tartışma programları düzenlenip Türk mallarını protesto kampanyaları başlatılacak, Türk büyükelçiliği yumurta yağmuruna tutulacak, büyükelçimiz Dışişleri bakanlığına çağrilacaktı! Türk basınına ise bunların üzerine atlayıp haber yapma keyfi ve Avrupa’da düşünce özgürlüğünün lafta kaldığı ve ne kadar da basın özgürlüğü düşmanı olduğunu kanıtlamak kalacaktı.
Ne yazık ki umulanların hiçbiri gerçekleşmedi. Ülkenin ciddi gazetelerinden Politiken biraz da bıyık altından gülerek attığı naif başlıkta “Türkiye, Danimarka’nın fikir özgürlüğünü test ediyor’ derken Extra Bladet gazetesinde çıkan haberde Türk basının intikam mantığıyla hareket ettiği ve Roj TV’nin kapatmama kararına baskı uygulamak amacıyla yayınlandığı iddia ediliyordu. Tüm bunlar ise Hürriyet gazetesinde 28 Kasım tarihli haberde “Sınıfta kaldılar” başlığıyla sunuluyordu. Sonuçta eşcinselliğin tabu olmadıgı, hatta yasal olarak eşcinsel evliligine izin verilen bir ülkede bu karıkatürün cok da fazla ilgi çekmemesi normaldi. Üstelik iş basın özgürlüğüne gelirken herhalde Danimarka’ya aşık atacak en son ülkenin Türkiye olduğu da bir gerçekti. Ama denemenin de bir zararı yok mantığıyla Danimarka başbakanı Rasmussen ve Başbakan Erdoğan arasında geçen olayın hemen ertesinde ve henüz karikatürlerin yayınlanmadığı dönemde 17 Kasım tarihli Milliyet gazetesinin Danimarkada’ki basın özgürlüğüne dair yapılan haberinde ise Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün raporlarına dayanarak Danimarka’nın tüm Avrupa ülkeleri arasında basın özgürlüğü konusunda en iyisi olduğu açıklanıyordu. Ama muhtemelen bu yüzden veri sıkıntısı çekildiğinden de suçu kabahatinden büyük bir habercilik anlayışıyla Danimarka’daki basın özgürlüğünün az olmasıyla ilgili verilen örnekte ırkçı bir radyonun kapatılması gösteriliyordu. Yerel düzeyde (başta Türkler olmak üzere) ülkedeki tüm yabancı ve göçmenlere karşı yayın yapan ve Nazi radyosu olarak da bilinen Radyo Oasis’in lisansı iptal edilmiş ve kapatma olayı mahkemeye taşınmıştı. Bu arada radyoya ülkedeki tüm radyo istayonlarına da yapılan 78 000 kronluk yardım kesilmişti ama radyo yayınına halen devam ediyordu. Ama amaç Danimarka'yı karalamak olduğundan bu olayın haberde yer almasında Milliyet Gazetesi için bir sorun yoktu.
Ekstra Bladet gazetesinin kaçırdiği nokta ise haberi veren gazetelerin sadece intikam duygularıyla hareket etmemeleri, aynı zamanda yayınladıkları haberden beklentileri. Hatırlanacağı üzere, 8 Mart Dünya kadınlar günü dolayısıyle yapılan eylemde, neredeyse tüm dünyada, Türk hapishaneleri kadar ünlü bir Türk polisi imajı yaratmasına vesile olan polis şiddetinin görüntüleri yayınlanmıştı. Bu olayın bir kaç gün sonrasında, Fransa’daki lise öğrencilerinin yaptıkları eylemde polisin göstericilere çektiği meydan dayağı okuyuculara duyurulurken, ne demokratik taleplerin sonuna kadar götürülmesinde polisin göstericilere tavrının yanlışlığı, ne de, ”siz bizi eleştiriyorken önce bir kendinize bakın” duyarlılığını, aslında sadece ve sadece ”onlar da yapıyor, o yüzden bizim de yapmamız meşrudur” popülizmini su yüzüne çıkartmaktan öteye bir amaç güdülmüyordu.
Danimarka gazetesinde çıkan karikatür yanlıştı veya doğruydu ama başbakanımızın basına tahammülü en üst seviyedeydi kuşkusuz, hiç bir şekilde ne karikatürcülere (Cumhuriyet gazetesinden Musa Kart veya Evrensel’den Sefer Selvi gibi) ne de mizah dergilerine dahi (Penguen dergisi gibi) dava açmiştı. Ama olsun kol kırılır yeni içinde kırılır mantığıyla yaklaşabılırdik tüm bunlara ve onların başbakanı hoşumuza gitmeyen bir televizyon kanalının muhabirini dışarı cıkartmadığı için suçluydu ve bunları haketmişti. Onlar bizim basın özgürlüğümüzü alaya alıyordu, o yüzden biz de onların demokrasi anlayışıyla dalga geçmeliydik. İlk bakışta haddini bildirmek veya intikam duygularıyla yayınlandığı düşünülse de veya devamında Danimarka‘daki basın özgürlüğünü test ediyoruz kılıfıyla sunulup testi geçemediler diye haberleşstirilse de asıl gerçek bu olayda da onlar yapıyorsa bizde yaparız mantığının tekrar ortaya çıkmış olmasıdır. Ve asıl değerlendirilmesi gereken yanlış ise Tempo dergisindeki karikatürün yayınlanması değildir, ona addedilen anlamdir. Karikatürün düşmana karşi kazanılan bir zafer tacı veya başka bir ülkedeki basın özgürlüğünün sınanması olarak sunulmasındadır.
Kavgacı ve hırçın çocuklar gibi kendi iç sorunlarını çözememiş bir ülke olarak önümüze gelene topyekün saldırmayı ve buna basını da alet etmeyi tarz-ı siyaset olmaktan çıkartmaktan ne zaman vazgeçecilecek, işte tartışılmsı gereken önemli bir nokta da budur.

Hiç yorum yok: